demonatico
Öylesine ayrılmadık biz, biz birbirimizi imha ettik. Diktiğimiz her ilmeği dişlerimizle söküp attık. Şimdi neyin yasını tutuyorum bilmiyorum; seni mi, yoksa seninle beraber öldürdüğüm o masum halimi mi? Burnumu çeke çeke, hırkamın kollarına saklanarak ağladığım her an, aslında sana değil, kendime yenilişimdir. Sen tükenmiyorsun, sen sanki bir hayalet gibi her sabah odamın ortasında yeniden doğuyorsun. Yeter artık bu delilik, bu kendiyle dövüşme hali. Bir ağaç gibi devrildim diyorsun ya; devrilen ağacın canı yanmaz da, topraktan kopan o köklerin sızısı bitmezmiş. Benim toprağım sendin, şimdi nereye tutunsam elimde kalıyor.
demonatico
Sonra işte sen gittin, yaz bitti. Bahar gelmedi, kara bir kış gecesinde takılı kaldım. Sonra sen gittin, ben öksüz kalmış bir çocuğun çaresizliği oldum. Sonra sen gittin, göğsümü deldi geçti bu his. Sonra işte sen gittin, ben bittim. Sen gittin ve ben yedi yaşımda kaldım. Sen gittin ve zamanı unuttum, yüreğim kaldırmadı. Velhasıl sen gittin canımın en içi. kalbime inanmadın, oysa her gece senin adını zikrederdi benim kalbim. Yüreğime güvenmedin, oysa her an seninle olmanın umuduyla çiçek açardı yüreğim. Şimdi o çiçeklerin boynu bükük canımın içi, kuşların kanadı kırık. Gökyüzü kirli, insanlar cani, acımasız. Unut, diyorlar bana. Delirmiş olmalılar sevgilim. Benim kalbim unutmaz, her gece umudunla atmış, nasıl unutsun? Hasılı, nefes boğazıma takılır olmuş canımın içi. Sen gitmişsin, ben o çiçekleri soldurmuşum.
demonatico
Bazı eski ve neticesiz hikayeler, uzun zaman sonra uyandığında "hâlâ bekliyor olsaydım, bu vakte kadar ellerim boş kalacaktı demek ki" idrakiyle yeniden hatırlanır. En taze vakitlerinde bir iyileşme beklediğin bağların üzerinden o kadar vakit geçmiş olur ki dalgın bir anında aklına geldiğinde, çaba görmek istediğin anları düşünüp hayret edersin. Umudun beklenti değil alışkanlık olmuştur çoktan. O kapı hep açık kalmıştır ve bunu anladığında görmüşsündür ki kapıya hiç gelen olmamış. Evet, bazı hikayeler, sadece uyur. Acın uyuşur, bekleyişin kurur. Ufak hatırlayışlar yaşandığında anlarsın, deli gibi umduğun şeyler bazen kaderinde yoktur. Bu boşluğu kalbinde halledebilene ne mutlu.
demonatico
Öylesine bir yerin öylesine bir yerinde. Hava biraz soğuk, ellerin biraz üşümüş. Ne diyeceğini bile bilmeden. Üstelik saatlerdir kahkahalarla etrafa neşe saçmışken. Öylesine bir yerin öylesine bir yerinden kaçıp gitmek istedin ya birdenbire. Ben seni anlıyorum bana da olmuştu ondan. Uzun süre sonra bile göremediğin tüm arkadaşlarının, soyadını hatırlamadığın sevdiklerinin, eskiden taşlarını tanıdığın kaldırımların, dolabının, ellerinin, o güzel güzel dostluklarının arasından bir yerden hiç eksik olmayan o duyguyu biliyorum. Aklımın iplerini evet saldım. İki uçlu bıçaklar seni de affetmemiş. Artık bir öpücüğün can yakabileceğini öğrendiğini, anın değerini bildiğini biliyorum. Durum böyleyken nelerin seni alıp nereye götüreceğini düşünme sakın ben düşünmüştüm hiç güzel olmamıştı. Onları unut. Şeyi hatırla, bir şarkı çalıyordu. Gülümseyen birkaç insan sarışın bir köpeğe bakıyordu. Sen orada öylesine otururken neler olup bitti de bu zamana kadar böyle geldim diye düşündün. Çayının dibini içtin. sigara içesin gelmedi. Adım atar gibi oldun, hareket edesin gelmedi. Öylesine birkaç dakika bekledin. Yeni bir çay söylemedin. Elindeki bardağı bırakmadın. Derin bir nefes aldın ve düşündün. Onu hatırla. Diyorum ki işte öyle düşünme bir daha ben düşündüm hiç güzel olmuyor. Boş ver bunları.
demonatico
Değiştiremeyeceğimi anladığım şeyleri kabul
ettim ve savaşım bitti.
demonatico
İçimde tarifi ve nedeni bilinmez duygularla yazıyorum satırlarımı. Bir bilinmezin en orta yerinde, bir sessizliğin koynunda. Elimde avucumda hiçbir şey kalmamışken ve paketteki son dalı da yakmışken. Başımdaki ağrı bana yaşamak gibi gelmiyor artık. Acıyı veya ağrıyı, sen hangisini dersen, yaşamaktan göremiyorum. Haddinden fazla titreyen ellerimi ve sesimi sakınmak istiyorum tüm dünyadan. İçimde bir korku var. Nedenini veya nasılını ben de bilmiyorum, yemin ederim. İçimden geçenleri dökemiyorum artık kimsenin önüne. Bazen açılan bir konuya ansızın doluyor gözlerim. en çok o an sevmiyorum gözlerimi. Bir çocuk gibi hissediyorum kendimi; savunmasız ve güçsüz. Ardından göğe bakıp üç nefes çekiyorum sigaramdan. Yok sayıyorum. Bir köşeye kaldırıp bırakıyorum o konuyu öylece. Tozu dumana katmam gereken mevzular olduğunu biliyorum. Ama bir adım atsam yeri öperim. Öyle savruk artık adımlarım. Elimden kayıp giden her şeyi tüm sakinliğimle bir köşeden izliyorum. Pencereyi açıp bir nefes alsam geçer dediğim ne vardıysa tümünün nefesimi kesişini unutmak istiyorum. Yanıp yanmamak arasında gidip gelen çakmağımı parmak uçlarıma tutuyorum. Acı diri tutarmış insanı, öyle dediler. Yağmurun tenime çarpan damlalarını benimsiyorum. Bak, diyorum. Tanrı hâlimize ağlıyor. Oysa tanrının hâlimize güldüğünü düşünüyorum. Bazen aklımdan geçenlere dudaklarım engel oluyor. Anlar mısın bilmem ama insan bazen tüm inançlarını yitirebiliyor.
demonatico
Bir zamanlar her şeyin bir nedeni olduğunu sanardım. Kırılmaların, kayıpların, sessizliklerin bile.
Şimdi anlıyorum ki bazı şeylerin nedeni yokmuş;
sadece olması gerekiyormuş. Hayat aslında planlı bir oyunmuş. Kendini akışa bıraktığında anlam kazanan bir yolculuk gibi. Hayatın seni yıkmak için değil, yeniden inşa etmen için sarstığını fark ediyorsun. Artık hiçbir şeyi eskisi kadar büyütmediğini, çünkü yaşadıkça bazı şeylerin değerinin değil, anlamının değiştiğini görüyorsun.
Ve bunun bir sınav olduğunu, bu şekilde öğrendiğinde oyun bitiyormuş.
demonatico
Hayır buradan dönülmez. Korkunç hatalardan, kapılardan eşiklerden, sözden yeminden dönülür, çok uzun bol virajlı yollardan dönülür bir kazanın eşiğinden hatta ölümden bile dönülür bazen ama buradan dönülmez. Ben öyle abayı yaktım ki sana ve sende de tutuştu çıralar duydum sesini çıtır çıtırr bir yangına benzemese de tam olarak, ama bende dumanlar isler bende sirenler ve tıkanmış ciğerler. sana öksüre öksüre aşık oldum, kaza ben geliyorum dedi, ikimiz de dur demedik. Yani buradan dönülmez. Bir akşam evi terk etmiştin, evin sırtındaydı zaten senin, bana ezberindeki tek adres gibi gelmiştin de ben bir değil bin bir kapıyı bin bir kez açmıştım sana. Ta o zamandan belliydi olacaklar. gelirken iki elma almıştın, elma sevmezdim ama elma beni seviyormuş gibi yanaklarım ısındı. Senden gelen her nesne her ses her nefes mürekkep gibi çözündü kalbimde. Yani buradan dönülmez. Tüm sıradanlığına tutuldum, farklılığın dalgalı suları hep bulanıktı da sen öyle berrak öyle sakin. tek telaşın bendim. Sana yetiştim dedin. "Artık her şeye geç kalabilirim" başını koyduğun yastığa bakarken bile başım döndü, ben sana her baktığımda içim iplik iplik söküldü, çözüldü düğümlerim ki kördü hepsi, bütün iplerin ucunu kaçırdım üstelik, yani buradan dönülmez. Biliyorum dönülür ya da dönüşür sanıyorsun, insan geldiği yolu geri yürür, kor söner, tufan diner, ev yıkılır, göç biter, her öykünün her düşün bir sonu vardır falan ama hayır. Dizin dizimdeydi bir şiir oturuyordu karşı koltukta ben tam o anda sana inatçı bir leke gibi döküldüm, bulaştım sana, karıştım. Yani buradan dönülmez. Olunsa yolun olurdum, elin kolun sırtın ya da zırhın olurdum en kötü senin olurdum oradan dönülürdü ama sen oldum, bak aynaya. nasıl da bir helaki andırıyoruz ama. Çok üzgünüm, buradan dönülmez.
demonatico
Bir şeyleri halledip halledememekle ilgili konuşuluyor ama benim kaçmam gerektiğinde gidecek bir sahilim ya da denizim yok. Çok kalabalık, gürültülü, mutsuz bir şehrin ortasında mutluluğum ve ben varız. Kaçmam gerektiğinde de uyurum zaten.