nefret ediyordum dogadan. her seyin her seyi yemesinden. butun dongunun, her seyin her seyi yiyerek surup gitmesinden nefret ediyordum. baska turlu olamaz miydi? baska bir secenek yok muydu? bu muydu, o muhtesem ve mukemmel doga, dedikleri? bu dogayi yaratan her neyse ya da kimse, nasil bir sadistti ki 'oyle bir duzen kuracagim ki sirf yasamak icin herkes birbirini gebertecek.' diyebilmisti. birbirini yiyen o hayvanlar, her seyi yiyen o insanlar, butun cesetleri yiyen o bocekler, o bocekleri yiyen baska bocekler. o kadar sinirlenmistim ki yanimda kagit kalem olsa derhal bir dilekce yazardim. madem, butun o dinler yaziya dokulup kitap olmustu, demek ki kullanilmasi gereken iletisim teknigi buydu. ben de bir sikayet mektubu yazip atacaktim havaya, ya da allah ya da tanri ya da su ya da bu, her neredeyse oraya. madem kuran 'oku' diye basliyordu, ben de mektubun basina 'sen de bunu oku' diye yazacaktim.