"Yapma," dedi Tugay kısık bir sesle, titriyordu. "Yapma, söylemiştim sana, ailen de olurum senin, ben varım burada, olurum kaybettiğin her șey."
Korkuyla irkildim. "İstemiyorum," dedim hıçkıra hıçkıra ağlayarak. "Olma benim ailem yoksa seni de kaybederim." Gitmedi, bırakmadı, beni kendisine çektiğinde zor nefes aldığını fark ettim, titriyordu. Ardından yerden yükseldiğimi hissettim, beni kucağına aldı, vücudum artık işlevini kaybediyor gibiydi.
Son duyduğum ise Tugay'ın acımasız cümleleriydi: "Ben değil artık ülkeyi yakmak," dedi titreyen bir sesle ve öfkeyle. Bu öfkesi daha önce hiç işitmediğim bir öfkeydi. Bu bambaşka bir öfkeydi. "Dünyayı yaksam içim soğumaz çünkü bu içimdeki ateş ölsem sönmeyecek, söndüremeyecekler, benim canımın canını yakanları ben cayır cayır yaksam da bu ateşim bitmeyecek."