Günümüz Türkçesi(Benden sizlere gelsin)
Hayır, mâtem(yas tutmak) senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım(ufkum)!
Tesellîden nasîbim yok, hazân(sonbahar) ağlar bahârımda;
Bugün bir hânmansız(yurtsuz,yuvasız) serseriyim öz diyârımda!
Ne husrandır ki: Şark'ın(doğunun) ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ(baştan başa) Garba(batıya) çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı(ecdadın,ataların toprağını)!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc(altüst) oldu,
SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.
Ne zillettir(horluktur,şerefsizliktir) ki: nâkûs(kilise çanı) inlesin beyninde OSMAN'ın;
Ezan sussun, fezâlardan(uçsuz bucaksız uzay) silinsin yâdı(hatırası) Mevlâ'nın!
Ne hicrandır(ayrılık acısıdır) ki: en şevketli(büyük,haşmetli) bir mâzi(geçmiş) serâp olsun;
O kudretler, o satvetler(boyun eğdirici güçler) harâb olsun, türâb(toprak) olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden(ibadethane'cami') YILDIRIM Hân'ın;
Şenâatlerle(kötülük,alçaklık) çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!
Ne heybettir ki: vahdet-gâhı(yalnız kalınacak yer) dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız(sığınacak yer,yurtsuz) kalan dindaş!
Yıkılmış hânmânlar(yuvalar) yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında(herkesin giremediği mahrem yer) nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!