"Sarayın surları sadece düşmanı dışarıda tutmak için değil, içeridekileri de hapsetmek için örülür, çakır gözlüm. Babanın gözleri üzerimizdeyken gölgelere fazla güvenme."
Sayhan Sarayı'nın mermer koridorlarında, asalet maskesinin ardında boğulan bir prenses: Gülfem.
Sungurlu Hanedanı'nın demir ve çelikten dövülmüş, kural tanımaz veliahdı: Karan.
Çocukluğun saf topraklarında yeşeren bir bağ, kurtlar sofrasına dönmüş bir sarayda hâlâ baki kalabilir miydi? Yoksa fırtınalı mavi gözlerin ardında, Sayhan'ı içeriden fethedecek sinsi bir veliahdın soğuk hesapları mı gizliydi?
İki hanedanın taht oyunları arasında, avucunda çocukluktan kalma kırmızı bir akide şekeriyle güven ve şüphe arasındaki o ince sırat köprüsünde yürüyen Gülfem, parıltılı bir hapishaneden kaçmaya kararlıydı.
Bir tarafta sırtındaki hanedan yükünü bırakıp maskesiz insanların arasında kaybolmak isteyen bir kadın... Diğer tarafta o kirli sokaklarda koca bir şehri onun için sessizliğe gömmeye yeminli bir komutan.
"Sana o gün o çınarın altında bir teker (şeker) için dil döken çocuk, bugün koca orduların başında bile olsa sana asla yalan söylemez. Şehrin kirli sokaklarında tek başına yürümene izin vermem."
Altın bir kafesin içinde başlayan tehlikeli bir firar, iki krallığın kaderini değiştirecek büyük bir kumar.
Saray ışıkları söndüğünde, maskeler düşecek.
Birinci bölüm YAYINDA! - Eski zamanlarda geçen bir roman arıyorsanız profilime bakmanızı öneririm, teşekkür ederim