erkekbirokur

Her evin kendine ait bir kokusu vardır. Girdiğiniz zaman o evde pişen yemek, yapılan temizlik ayrı bir hava verir beton yığınına. Evet beton yığını diyorum çünkü öyle ve o betonları ev yapan  işte o kokudur. İster kendi eviniz olsun ister başkasının evine gidin o koku her evde farklıdır. Ayrı bir hava verir, sahiplenirsin, benimsersin, seversin, huzur bulursun o kokuda. Ayrıca sizin olmasına da gerek yoktur burada, yani evin sahibi olmak zorunda değilsiniz ama içinde siz yaşıyorsanız artık orası size aittir, sizindir. Bu yüzdendir ya ailedeki dede, babaanne ya da anneanneleri kendi evlerinden uzaklaştıramazsınız. Ömürleri geçmiştir orada . İyi kötü, acı tatlı ne varsa orada yaşamışlardır ve en önemlisi sahiplenmiş ve benimsemişlerdir. Bu arada "ev" diye ifade etmeme takılmayın aslında bahsettiğim şey ev değil bütün bunlar bir evi yuva yapan şeyler...
          	
          	Bir söz var ya "doğduğun ev kaderindir" bir yere kadar doğrudur ve bir yerden sonra kontrolü ele alıp kaderinizi gücünüz yettiğince, üzerinize düştüğünce değiştirebilirsiniz. Kendime baktığımda yıllardır değiştirmek için mücadele ettiğim halde hala değiştiremediğimi görüyorum. Artık yaşadığım bu evi, bu odayı sahiplenemiyorum ve hatta gelmek dahi istemiyorum. Odada kitap okuyorum sessiz sakin anlamıyorum ama bir kafeye gidiyorum kulağımda kulaklık bir şeyler atıştırırken okuduğum şeyi anlıyorum. Sanki zihin-beden çatışmasının farklı bir uzantısı gibi.
          	
          	Aslında bu çatışma yıllar önce babamla başladı, sonra annemin vefatı da gelince artık zihnim burayı kabullenmeyi bıraktı. Tabii manevi olarak yani duygusal anlamda da içinde bulunduğum olaylar da buranın artık benim için bir yuva yani sahiplendiğim, benimsediğim bir yer olmasını tamamen bitirdi. Her şeyden, herkesten soğudum gibi bu beton yığınından da soğudum ve artık gerçek anlamdaki buz gibi duvarlar bana yalnızlığın o keskin soğuğunu daha iyi hissettiriyor. Hatıralarla dolu olan eviniz hakkında bunları yazmak ne kadar acı, acı ama gerçek...

Mihrisphere

Selammmm, nasılsın? Umarım her şey yolundadır. 

erkekbirokur

@ Mihrisphere yakındık tabii ki sonuçta abim, zaman zaman kırgınlıklar olsa da bu zamana kadar ki gibi şeyler olmadı. Ne yaptığını anlayamıyorum, dost mu düşman mı bilemiyorum. Para mal mülk meselesi ile ilgili durumlar var ama çözemiyorum neden yaptığını başka bir sebebi olmalı bulamıyorum. Artık ilgilenmiyorum da. Ne yaparsın yapsın demekten başka bir şey gelmiyor elimden. 
            
            Aile sorunları ile ilgili nacizane birkaç şey söylemek isterim. İnsan kendinde eksik olanı bilerek veya farkında olmadan karşısındakine veriyor. Çünkü o duygunun yokluğunun acısını huzursuzluğunu bildiği için böyle kendi eksikliğini karşısındaki yaşamasın istiyor. Başlarda iyi hissettirebilir ama eğer karşındaki kişi de aynı eksikliği yaşatıyorsa bu  sefer tükeniyor insan. Başkasıyla gelen mutluluk onunla geri gider.  İnsan önce kendini sevmeli last. Sonra başkalarını sevmeli ve beklemeli. Tabii aile olunca durumlar başka oluyor. Bunlar karşılıksız olması gerekiyor. Aile bir kişinin ya imtihanıdır ya da en büyük zenginliğidir. Bütün bunları nereden biiyorsun diye sorma,  bir arkadaş anlatmıştı oradan yoksa ben değil .xddd 
Reply

Mihrisphere

@erkekbirokur  önceden yakın mıydınız abinle? Birden bire mi bozuldu aranız, zamanla mı?
            
            Aile sorunları. Herkesi dengede tutmaya çalışırken benim dengem kalmadı haha :D babamla aramız kötü. Aslına bakarsan evdeki herkesle arası kötü. Narsist bir insan. Kelimenin tam anlamıyla. Hoş olmayan şeyler yaşandı. Şu an, buradan açık açık yazamayacağım türden şeyler. Zor olan kısım şu ki ben küçüklüğümden beri sevmem kendisini. Bundan dolayı da çok yargılayıcı bakışlara maruz kaldım. Açık açık dile getirmesem de davranışlarım çok belli eder çünkü. Şimdi bakıyorum, beni ayıplayan ailemin diğer üyeleri kendisine karşı aynı nefret ve tahammülsüzlüğe sahipler. Yıllarca kendimi sorguladım durdum. Bana çok kötü hissettirdikleri anlar oldu. Şimdi diyorum ki madem yanlıştım ben neden şu an siz de bu durumdasınız, doğruysam niye o kadar yıl (ki çocuktum) bana duygusal yük yükleyip durdunuz? Çok kırgınım. Önceden öfke sanıyordum ama hayır. Beni anlamayan herkese çok kırgınım son zamanlarda. Ve tüm bunlara rağmen hâlâ herkese yetişiyorum. Hâlâ herkes bir şey olsa last diye sesleniyor.  Bir Allah'ın kulu demiyor ki bu kız kime yetsin? Canı mı kaldı demiyorlar. Vallahi çok dolmuşum. Nasıl da yazdım uzun uzun hahaha :D
Reply

erkekbirokur

@Mihrisphere  neyi nasıl anlatayım ki last. Yıllarca beraber yediğim,içtiğim, güldüğüm, ağladığım abi dediğim, babamın annemin mezarına beraber toprak attığım adamın babama, anneme bana ihanetini nasıl anlatabilirim ki... Yıkılıyorsun ama bir şekilde devam ediyorsun ya da devam ettiğini zannediyorsun... Bende böyle durumlar.
            
            Sen paylaşmak istersen bende dinlemek isterim. Tahammülsüzlüğün nasıl bir hal olduğunu iyi bilirim ne yazık kı :(
Reply

thepluviofil

merhaba. seni hep yaralı hayaller chatinde görüyordum ve genelde benim de aynı şekilde düşündüğüm yorumlar yapardın. okuduğunu yorumlama şeklin hoşuma giderdi. sonra görmemeye başladım ve merak ettim acaba okumaya devam ediyor musun diye :) 

thepluviofil

@erkekbirokur öncelikle; savaş’a ben de asla tahammül edemiyorum kitabın yarısını savaş’a ve kibrine narsistliğine küfrederek okumuşumdur yani o derece. ama yazarın anlatım dilinden kaynaklı belki karakterlerle bağ kurup okuyabiliyordum. yazım dili merak ettiriyordu. yazara ben de sinirlendim bu arada ama benimki farklı bi sebepten. kurguyu harcadığını düşünüyorum ben, önceki bölümlerde bir diyalog geçiyo ve orada anlaşmalı evlilik(?) yoluna evrileceğinin sinyalini vermişti. ama sonrasında aylarca ortadan kaybolup insanlardan tepki alınca da hikaye gidişatını değiştirdi. hatta bunu kendisi de söyledi. ben de açıkçası aylar boyu bölüm beklemekten çok sıkıldım sorumsuz davranıp hikayenin potansiyelini baltaladı bence. intikamın pençesinde’yi okumadım ama onu da düzenlemeye alıp yarım bıraktığını biliyorum. tahammülsüzlüğünü çok iyi anlıyorum o bende de var çünkü :) 
            arkadaşımın tavsiyesiyle başlamıştım bu kitaba ben de ve 6 koca yıl oldu hala bitmesini bekliyorum çok süründürdü sinir bozucu bir şekilde:(( sırf merakımdan bitmesini bekliyorum artık. 
            savaş’ın kibri ve bencilliğine gelirsek; son bölümlerde nükete yaptığı kötülüğün farkına vardığını (SONUNDA :D) söyleyebilirim. hatta bayağı sorumluluk alan nükete sahip çıkan onun için çabalayan birisine dönüştü :) 
            ama dediğim gibi bu sürekli ortadan kaybolup kitabı süründürmesi, sonra okurlardan gelen tepkiyle evlilik olayını çıkarıp, hikayede değişikliğe gitmesi hala sinirimi çok bozuyor. savaş’ın yaptığı onca şeyden sonra nihayet karma yaşayacağı ve nüket’in ona bedel ödetmesini okumak isterdim. ve eğer planlanan şekilde ilerleseydi watty trde yazılmış çok çok iyi bi kitap olabilirdi. ama işte yine dediğim gibi yazarın sorumsuzluğu yüzünden harcandığını düşünüyorum. yh muhtemelen bu yazardan okuyacağım tek kitap olacak çünkü benim de tahammülüm kalmadı…. 
            cevap verdiğin için teşekkür ederim 
Reply

erkekbirokur

@thepluviofil merhaba, evet yaralı hayaller i okuyordum. yorum yaparak okumayı da ayrıca seviyorum. uzun zamandır ilk defa gelebildim watty e  ve çok uzun zaman önce de kitabı yarıda bıraktım. erkek karakterin neden o şekilde davrandığını öğrendiğimiz bölümdü ya da bir sonraki yanlış hatırlamıyorsam ondan sonra kitabı okumayı bıraktım. çünkü artık karaktere tahammül edemez hale gelmiştim. ben karakterin kendince neden o şekilde davrandığını yargılamadım. gerekçesi gayet makul ve psikoloji içerisinde tutarlı bir sebebe dayanıyordu. bazıları benim gibi tutarlı buluyordu bazıları saçma buluyor bazıları anlam veremiyordu ama benim için problem bu değildi. ayrıca psikoloji ya da başka bir branş açısından da tutarlı olmak zorunda değil tabii ki     - yazar eserini  nasıl istiyorsa öyle icra eder bu onun hakkıdır elbette - bana göre savaşta ki kibir tahammül edilemez seviyedeydi. benim tahammülümün sıfır hatta ekside olduğu tek şey kibir... ve bu savaşta fazlasıyla vardı. itiraflarda bulunurken bile hala kibre düşüyor kendini haklı çıkartıyordu, nüket ten değişme bekliyor ama kendi kılını kıpırdatmıyordu ve inatla geçmişte yaptıklarını haklı görüyordu. benim için tahammülü fazlasıyla zorlayan şeylerdi, bıraktım. belki sonra düzeldi, belki hatalarını fark etti ama bana fazlasıyla yetti açıkçası savaş ın bu tavrı.
            
            Ve sanırım bir parça  yazara da sinirlendim diyebilirim :) karakterleri açısından tabii ki :) yani nüket i her seferinde bir şeylere inandıran ve savaş ı istediği her şeyi elde edebilen veya etmiş birisi olarak göstermesi, nüket in bir şeylerden bir türlü ders almaması beni rahatsız ediyordu. tekrar söyleyim yazar istediği gibi yazabilir buna kimse karışamaz ama tahammül edemedim artık:) bıraktım. birazda tahammülsüzlüğüm  neden oldu bırakmama... intikamın pençesinde beklerken art arda yaralı hayaller paylaşınca bende de iyice ayar kaçtı açıkçası :) sonrası bildiğin gibi...
Reply

Mihrisphere

Niye yoksun?

erkekbirokur

@ Mihrisphere  teşekkür ederim last. Öyle zor zamanlar geçiriyorum ki,  her günüm k drama dan bir bölüm. Laptop um bozuldu, zamanında telefondan giriş yapmayı denemiştim. Şifremi bulana kadar neler çektim Allah bilir.  Bu aralar watty de okumaya ve yazmaya çok ihtiyacım var.
Reply

Mihrisphere

@erkekbirokur  hep görüyorum ya seni olmayınca merak ettim. Şimdilerde daha iyisindir umarım
Reply

erkekbirokur

@Mihrisphere Merhaba last. Kusra bakma lütfen anca cevap verebiliyorum. Hastaydım last, Ramazan boyunca zorlandım, hem iş hem hastalık. Hastalığı çok geç atlattım. Sonra da laptop klavyem bozuldu. Birazda onun yüzünden gelemedim watty e. Anca şimdi fırsat bulabildim. Sorduğun için teşekkür ederim. Artık sorun yok kitap okumalarıma kaldığım yerden devam edeceğim inşallah...
Reply

erkekbirokur

Her evin kendine ait bir kokusu vardır. Girdiğiniz zaman o evde pişen yemek, yapılan temizlik ayrı bir hava verir beton yığınına. Evet beton yığını diyorum çünkü öyle ve o betonları ev yapan  işte o kokudur. İster kendi eviniz olsun ister başkasının evine gidin o koku her evde farklıdır. Ayrı bir hava verir, sahiplenirsin, benimsersin, seversin, huzur bulursun o kokuda. Ayrıca sizin olmasına da gerek yoktur burada, yani evin sahibi olmak zorunda değilsiniz ama içinde siz yaşıyorsanız artık orası size aittir, sizindir. Bu yüzdendir ya ailedeki dede, babaanne ya da anneanneleri kendi evlerinden uzaklaştıramazsınız. Ömürleri geçmiştir orada . İyi kötü, acı tatlı ne varsa orada yaşamışlardır ve en önemlisi sahiplenmiş ve benimsemişlerdir. Bu arada "ev" diye ifade etmeme takılmayın aslında bahsettiğim şey ev değil bütün bunlar bir evi yuva yapan şeyler...
          
          Bir söz var ya "doğduğun ev kaderindir" bir yere kadar doğrudur ve bir yerden sonra kontrolü ele alıp kaderinizi gücünüz yettiğince, üzerinize düştüğünce değiştirebilirsiniz. Kendime baktığımda yıllardır değiştirmek için mücadele ettiğim halde hala değiştiremediğimi görüyorum. Artık yaşadığım bu evi, bu odayı sahiplenemiyorum ve hatta gelmek dahi istemiyorum. Odada kitap okuyorum sessiz sakin anlamıyorum ama bir kafeye gidiyorum kulağımda kulaklık bir şeyler atıştırırken okuduğum şeyi anlıyorum. Sanki zihin-beden çatışmasının farklı bir uzantısı gibi.
          
          Aslında bu çatışma yıllar önce babamla başladı, sonra annemin vefatı da gelince artık zihnim burayı kabullenmeyi bıraktı. Tabii manevi olarak yani duygusal anlamda da içinde bulunduğum olaylar da buranın artık benim için bir yuva yani sahiplendiğim, benimsediğim bir yer olmasını tamamen bitirdi. Her şeyden, herkesten soğudum gibi bu beton yığınından da soğudum ve artık gerçek anlamdaki buz gibi duvarlar bana yalnızlığın o keskin soğuğunu daha iyi hissettiriyor. Hatıralarla dolu olan eviniz hakkında bunları yazmak ne kadar acı, acı ama gerçek...