farahdora0

Herkese merhaba. Yeni bölüm beklediğinizi biliyprum ama bu aralar yazamıyorum. Aslında bölümler hemen hemen hazır düzenlemem gerek ve birkaç sahne eklemek ama içimden gelmiyor. Sizi beklettiğim için özür dilerim. En kısa sürede tamamlamaya çalışacağım. Yb gelene kadar kesitler attım. İyi okumalar ❤

farahdora0

Herkese merhaba. Yeni bölüm beklediğinizi biliyprum ama bu aralar yazamıyorum. Aslında bölümler hemen hemen hazır düzenlemem gerek ve birkaç sahne eklemek ama içimden gelmiyor. Sizi beklettiğim için özür dilerim. En kısa sürede tamamlamaya çalışacağım. Yb gelene kadar kesitler attım. İyi okumalar ❤

farahdora0

YKG 19
          
          
          
          Gece karası saçlarının üzerinde tüm ihtişamıyla duran ve ustalıkla işlenmiş taçı, açık renk gözlerinin yumuşatamadığı sert yüz hatları, omuzlarında bir zırh gibi duran ve aşağıya doğru sarkan ağır kraliyet kaftanı... Kral Hector olmalıydı bu adam. Ruhan Eyaletinin kralı Hector Hanenda. 
          
          Ve de kolunda bir kadın vardı. Kim olduğunu anlamam için suratına bakmama gerek yoktu çünkü bu kadın
          Kraliçe Evelyn'dan başkası değildi.
          Bedenini sararak ince vücut hatlarını belli eden beyaz bir elbise giymişti. Onun üzerine kralınkine benzer siyah bir kaftan gitmişti. Kahve tonlarındaki saçlarını ensesinden sıkı bir topuz yapmıştı ve elmaslarla donatılmış olan altın taçı onu tamamlar bir özellikteydi.
          
          "Kraliçe Evelyn ve Kral Hector!" diye bağırdı o tanıdık ses. Rita. O da burada olmalıydı ama odaya henüz girmediği için suratını görmek mümkün değildi. 
          
          "Kral Arthur ve Prenses Merida!"
          
          Büyümüş gözlerim heyecanla kapıdaydı. İçeriye ilk adım atan Kral Arthur oldu. Üzerinde lacivert tonlarında bir kraliyrt giysisi vardı. Altın sarısı saçlarını özenle geriye doğru taranmış, adeta taçıyla bir bütündü sanki. 
          
          

farahdora0

@ farahdora0  Ve koluna girmiş olan Prenses Merida. 
            
            Açık kahve saçları dümdüzdü çünkü asıl olayı başındaki taçıydı. Zümrüt rengindeydi, üzeri envail çeşit önemli madenlerle süslenmişti. Mavi gözleri yemek masasını süzdüğünde giydiği elbisenin de gözlerine yakın bir tonda olduğunu fark ettim. 
            
            Kral Hector masanın en başına oturdu fakat ondan öncesinde Kraliçenin sandalyesini çekmişti. Onun tam karşısındaki baş köşeye Kral Arthur otururken Prenses Merida'da babasının hemen çaprazındaki yerini almıştı. 
            
            Gelen kişilerin bu kadar olduğunu düşünerek duruşumu dikleştirecektim ki duraksadım. 
            
            Magnus. O da buradaydı ve peşinden küçük bir oğlan çocuğu girdi. Adı neydi... Ah, Peter. Evet, Rita sabah kraliyet ailelerini ufaktan bana anlatmıştı. Merida ilk çocuktu, Magnus ortanca ve Peter ise en küçükleriydi. Yaşı Amy ile aynıydı yanlış hatırlamıyorsam. 
            
            Amy. 
            
            Hanenda ailesinin en küçük prensesi. En büyükleri ise Prenses Scarlettti. Tabii Melodi'yi de unutmamak gerek. Sanırsam o üç numaraydı. 
Reply

farahdora0

FERYADI 24 KESİT
          
          VAHİR STANİSLAV HİSAR
          
          
          İnsan ne ile yaşar demiş, Toltsoy.
          
          İnsan ne ile yaşardı?
          
          Tanrı'nın kalplere ekelediği merhamet tohumlarıyla mı yoksa ona başkaldıran şeytanın, insan ruhuna ilmek ilmek işlediği günahlarla mı?
          
          İnsan ne ile yaşardı?
          
          Peki ya insan sahiden de yaşar mıydı?
          
          Ve de eklemişti: İnsana neye ihtiyacı olduğunu bilme yetisi verilmemişti.
          
          Neye ihtiyacım vardı şu iki günlük dünyada?
          
          Sevgiye mi? Pek sanmıyorum. Sırtımı yaslayabileceğim sağlam bir duvara veya bir aileye mi? Bu terimler... Bana fazla uzak. Yoksa bütün hisleri en derinime gömüp, düşünmeden kalan ömrümü tüketmeye mi? Hayır, hayır... Bunların hiçbirine ihtiyacım yoktu çünkü tadamadığın hislerin varlığını isteyemezdin; sadece yokluğunu hissederdin ve o boşluğu dolduramayacağını bildiğinden hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam ederdin.
          
          Ve insan, hayatı boyunca en çok istediği fakat elde edemediklerinin yokluğuyla yaşardı. Çünkü bize bu öğretildi; fazlası değil, fazlasını isteyemezsin ki. Şayet istersen, buz tutmuş parmaklarını sıcak güneşe uzatırsan ruhundaki bilinmeyenler seni yakıp kül ederdi.
          
          "Sessizsin bugün." 
          
          Elimdeki kalem duyduğum ses ile beraber yavaşladı fakat birkaç saniyeliğine bile olsa duraksamadı, çizmeye devam ettim. Zihnimdeki düşünceleri akıtıyordum, bembeyaz bir kağıdı siyaha bürüyordum. Başka yolu yoktu çünkü şeytanlarla başa çıkabilmenin.
          
          "Ha, bir cevap da yok yani?" dedi, birkaç saniye sonrasında. Asla pes etmeyen bir kadındı.
          
          "Ne istiyorsun?" Kafamı kaldırdım ve ona baktım. Mavi gözleri bende değildi, kağıttaydı.
          
          "Böyle bir yeteneğin boşa gitmesi işler acısı." Bana döndü hemen sonrasında. "Hiç, Güzel Sanatlar Fakültesine girmeyi düşündün mü? Çünkü bana kalırsa senin gibi bir yeteneği havada kaparlar."
          
          
          
          

farahdora0

@ farahdora0  FERADİS OLCAK EN BAŞTAKİ KLAVYE FERYADI DİYE DÜZELTMİŞ :((((((((((
Reply

farahdora0

"Her türlü boka batacaktı!" dedim. "Ben sadece zararı en aza indirmeye çalıştım. Pavel öğrendi, gerizekalı!" diye bağırdım içimdeki son güçle. "Şimdi olacakları düşünebiliyor musun?" Dumura uğradı. Yeşil gözlerine şaşkınlık perdesi indiğinde sendeler gibi oldu. "İliğine kadar sömürecek Vera'yı. Artık onu sen bile kurtaramazsın."
            
            "Nasıl?" dedi, sertçe yutkunmadan hemen öncesinde. "Nasıl öğrendi?"
            
            "Bilmiyorum." dedim, kanayan burnumu kolumla silip. Tekli kanepeye yeniden oturduğumda suratımı buruşturdum. Feci geçirmişti orospu çocuğu. "Sanırım Karan piçi kendini ele verdi, gerizekalı."
            
            "Onu koruyordu." dedi, hâlâ ayaktaydı. "Neden şimdi?"
            
            "Bilmiyorum... Pavel, anlamış olmalı."
            
            "Sikeyim!" dedi, parmaklarını saçlarının arasından geçirdiğinde. "Siz bunun için anlaşma yaptınız lan? Orospu çocuğu! Adım gibi eminim kendi götünü kurtarmak için yaptı bunu."
            
            Çenemi oynattım. Ağrıyor gibiydi ya da uyuşmuş, emin değildim. "Hayır." dedim, dişlerimin arasından. "İçten içe Vera'yı hep korudu o. Boşuna feda edilen ben olmadım. Tüm her şey onlar için."
            
            "Siktir git." dedi, oturup yeni bir sigara yaktığında. "Bir daha gelme bu mekana. Bitti."
            
            Öfkeyle ayaklandığımda yakasına yapıştım. "Senin amına koyarım, Todor!" diye bağırdım. "Her seferinde Vera zarar görecekti. Sen sanıyor musun ki gidip her şeyi anlatsam o daha iyi olacaktı?" Başımı iki yana salladım. "Kendini kurdun önüne yem edecekti."
            
            Acı çekiyor olmanın garip bir tarafı vardı: O duyguya alıştıkça ondan kurtulamamak. Tıpkı bir bumerang gibi. İstediğim kadar uzağa fırlatayım, gelmesi isterse asırlar sürsün; bunun hiçbir önemi yoktu. Acı yine beni bulacaktı çünkü bir kez onun ağına düşmüştüm ve bir daha kurtulamayacaktım.
            
            Bu şey gibiydi... Kıvılcımı söndürmezsen, ateşi zapt edemezsin..
            
            Ve şimdi, anne söylesene bana: Yanına mı gitsem, yoluma mı?
            
            Ama onunlayken yaşamayı seçmiş.
            
            Ben yanılmışım anne. 
            
            Sen haklıydın. Sen hep haklıydın
Reply

farahdora0

Zayıf biri değildi. Ben sadece kendimi buna inandırıyordum. Ben sadece yapmam gerekeni yapıyordum. Çünkü yapmazsam bu vicdan beni yaşatmazdı.
            
            Dünya kötülerin yeriydi. O sadece buraya ait olmak için fazlaca temizdi. Ama artık olamayacak. Çünkü bu dünyada kendime yer edinebilmek için yürüdüğüm cehennem yoluna onu da sürükledim; görünmez bir ip vardı aramızda, birbirimizden kopamayacaktık.
            
            Çünkü gerçekler öyle olmasa bile; biz beraber doğmuştuk ve yine beraber ölecektik.
            
            Hissediyordum ama... Fazla vaktimiz yoktu çünkü insan geleceği göremezdi fakat ruhunun bildiği gerçekler en iyi hissedendi.
            "Yanılmış olamaz mıyım lan?" Sigarayı yere fırlattım. Burun burunaydık. 
            
            
            Birdenbire ceketimin yakalarından tutup kafasını suratıma geçirdiğinde acıyla dişlerim arasından bir sızı çıktı, yalpaladım ama düşmedim.
            
            Hissettiğim acıyı derine gömerek onun  üzerine doğru atıldım ve sert bir yumruğu gözüne geçirdim. 
            
            "Senin amına koyayım lan!" dedi, hırıltıyla. "İnsan kardeşini nasıl tanımaz?"
            
            Ben kendimi bile tam anlamıyla tanımıyordum. Bunun için beni suçlayamazdı çünkü kimse göründüğü gibi değildi ve ben yanılmıştım.
            
Reply