farazi-

bazı insanlar vardır,
          	hayatına bir tarih gibi girer.
          	öncesi ve sonrası olur
          	onunla konuşmadan geçen zaman bile eksik sayılır, sanki gün tamamlanmaz.
          	öyle biri oldun benim için.
          	
          	sonra zaman geçti.
          	kırıldık, sustuk, uzaklaştık.
          	ama içimde bir yer hep aynı kaldı
          	“bir gün dönersek, yine eskisi gibi oluruz” diyen o saf, inatçı yer.
          	
          	sen döndün.
          	ben de kalbimi hiç korumadan açtım sana.
          	çünkü sen, başkası değildin.
          	
          	ama bazı şeyler var ki…
          	insanı en çok bağırmadan anlatır.
          	
          	benim doğum günüm geçti.
          	bir mesaj gelmedi senden.
          	ne bir “iyi ki varsın”
          	ne bir “hatırladım seni”
          	ne de küçücük bir işaret.
          	
          	ve o an anladım.
          	bazen insanı en çok, unutulmak kırar.
          	
          	çünkü hatırlamak emek ister.
          	hatırlamak, değer vermektir.
          	hatırlamak, “sen benim için hâlâ bir şeysin” demektir.
          	
          	sen hatırlamadın.
          	belki gerçekten unuttun,
          	belki de önemsemedin
          	
          	ama sonuç aynıydı
          	ben, senin dünyanda eskisi kadar yer kaplamıyordum.
          	
          	o gün şunu fark ettim
          	ben hâlâ eski hikâyeye inanıyordum,
          	sen çoktan başka bir sayfaya geçmişsin.
          	
          	ben kargaydım, sen kelebek.
          	ben toprağa tutunurken,
          	sen rüzgârla yön değiştiriyordun.
          	
          	ve şimdi.
          	içimde ne öfke var, ne de kırgınlığın o keskin hali.
          	sadece sessiz bir kabulleniş.
          	
          	demek ki bazı insanlar,
          	hayatımızın en güzel cümlesi oluyor
          	ama sonu noktalanamayan bir paragraf gibi kalıyor.
          	
          	sen benim için hep önemli kalacaksın.
          	ama artık şunu biliyorum
          	önemli olmak, kalmaya yetmiyor.
          	
          	ve belki de en acısı şu.
          	ben seni affettiğim gün,
          	sen beni çoktan unutmaya başlamışsın.
          	
          	yine de kalbim sana darılmadan uğurluyor seni. 
          	kırıldığım yerlerden bile incitmeyeceğim.
          	iyi ol,
          	hangi rüzgârda savrulursan savrul.
          	ben içimde kalan o tanıdık duyguyla seni sessizce özgür bırakıyorum.

farazi-

bazı insanlar vardır,
          hayatına bir tarih gibi girer.
          öncesi ve sonrası olur
          onunla konuşmadan geçen zaman bile eksik sayılır, sanki gün tamamlanmaz.
          öyle biri oldun benim için.
          
          sonra zaman geçti.
          kırıldık, sustuk, uzaklaştık.
          ama içimde bir yer hep aynı kaldı
          “bir gün dönersek, yine eskisi gibi oluruz” diyen o saf, inatçı yer.
          
          sen döndün.
          ben de kalbimi hiç korumadan açtım sana.
          çünkü sen, başkası değildin.
          
          ama bazı şeyler var ki…
          insanı en çok bağırmadan anlatır.
          
          benim doğum günüm geçti.
          bir mesaj gelmedi senden.
          ne bir “iyi ki varsın”
          ne bir “hatırladım seni”
          ne de küçücük bir işaret.
          
          ve o an anladım.
          bazen insanı en çok, unutulmak kırar.
          
          çünkü hatırlamak emek ister.
          hatırlamak, değer vermektir.
          hatırlamak, “sen benim için hâlâ bir şeysin” demektir.
          
          sen hatırlamadın.
          belki gerçekten unuttun,
          belki de önemsemedin
          
          ama sonuç aynıydı
          ben, senin dünyanda eskisi kadar yer kaplamıyordum.
          
          o gün şunu fark ettim
          ben hâlâ eski hikâyeye inanıyordum,
          sen çoktan başka bir sayfaya geçmişsin.
          
          ben kargaydım, sen kelebek.
          ben toprağa tutunurken,
          sen rüzgârla yön değiştiriyordun.
          
          ve şimdi.
          içimde ne öfke var, ne de kırgınlığın o keskin hali.
          sadece sessiz bir kabulleniş.
          
          demek ki bazı insanlar,
          hayatımızın en güzel cümlesi oluyor
          ama sonu noktalanamayan bir paragraf gibi kalıyor.
          
          sen benim için hep önemli kalacaksın.
          ama artık şunu biliyorum
          önemli olmak, kalmaya yetmiyor.
          
          ve belki de en acısı şu.
          ben seni affettiğim gün,
          sen beni çoktan unutmaya başlamışsın.
          
          yine de kalbim sana darılmadan uğurluyor seni. 
          kırıldığım yerlerden bile incitmeyeceğim.
          iyi ol,
          hangi rüzgârda savrulursan savrul.
          ben içimde kalan o tanıdık duyguyla seni sessizce özgür bırakıyorum.

farazi-

yapraklarını dikenlerinin ardına saklamış bir gül gibisin.
          susuz bırakılmış bir bahçenin sessizliği var üzerinde.
          oysa sen kuruyan bir çiçek değilsin
          yalnızca, tohumunu kim suluyorsa
          onun toprağında açmayı bilen bir çiçeksin.

farazi-

bir zamanlar rüzgârın kıyıya bıraktığı bir papatya vardı,
          suyun üstünde sessizce duran bir lotus da…
          aynı güneş ısıtırdı ikimizi bir vakit.
          sonra anladım ki;
          papatyalar kırda kalır,
          lotus uzak bir suda açar.
          aynı gökyüzünü sevsek bile
          aynı yerde büyüyememişiz.