Onun bu sevgisi, dışarıdan bakan herhangi biri için tam anlamıyla bir delilikti. Mantığın, huzurun ve dinginliğin teklif ettiği o güvenli limanlar dururken; kırık, yaralı ve acıyla kıvranan bir ruhu seçmek akıl kârı olamazdı.
İşin aslı, kendisi de bu teşhise asla karşı çıkmıyordu.
Çünkü evet; o, kesinlikle bir deliydi. Aşkına her fırsatta duvar ören, her yaklaşımında geri çekilen ve en derininde kendisinin hiçbir iyiliği hak etmediğine inanmış bir kadını böylesine saplantılı bir adanmışlıkla sevmek, başka nasıl açıklanabilirdi ki? Aklı başında hangi insan, ruhunu yıpratan bu amansız savaşın içinde kalır, çoktan arkasını dönüp gitmezdi?
Ancak mesele sevdiği kadın olduğunda, o, mantığın sınırlarını çoktan ihlal etmişti. Onun dünyasında akıl sağlığı, sevdiğinin varlığıyla başlayan ve biten o tehlikeli çizgide tamamen hükmünü yitiriyordu.