ve bu yüzden paylaştığımız her an, sevincin değil, yıkımın bir hatırası olarak işlendi tenimize; biz birbirimizi sevmekten ziyade, aynı ateşte yanan iki farklı sürgün gibi birbirimizi tükettik. Öyle bir düğümdü ki bu, ne çözülmeye izin verdi ne de kopmaya; her hamlemizde uçurum biraz daha derinleşti, her bakışımızda bıraktığımız iz biraz daha kanadı. İtiraf etmeliyim ki, bizi birbirimizden kurtaracak olan şey mesafe değil, bu aşkın kendi enkazı altında en sonunda huzuru bulmamızdı, çünkü biz, ancak birbirimizi tamamen bitirdiğimiz gün özgür kalabilirdik.