İhanet, gürültülü bir çöküşle değil, sessiz bir sızıyla çöker insanın yüreğine; en çok da sevdiğin elden geldiğinde yakar. Güvendiğin, inandığın, kalbini açtığın bir yürek; bir gün ansızın bakışını çeker, kelimelerini eksiltir, sessizliğiyle seni yok etmeye başlar. O an anlarsın ki, ihanet yalnızca bir başka bedene yönelmek değil, en başta senin içindeki o saf inancı öldürmektir. Bir zamanlar gülüşüne cennet yazdığın kişi, şimdi gözlerini kaçırıyorsa, sadakatin yerini çoktan yabancılık almıştır. Ve sen hâlâ beklerken, belki bir özür, belki bir geri dönüş, o çoktan başka bir yolda yürümektedir. Ardında, kırık bir kalp değil, senden koparılmış bir benlik bırakır. Zaman geçer, yara kabuk bağlar ama izi kalır; o izle yaşamayı, o izle susmayı öğrenirsin. Çünkü anlarsın ki, herkes sevgini taşımaya muktedir değildir; bazıları, verdiğin değerin gölgesinde bile duramayacak kadar küçüktür. Ve nihayetinde, affedersin—onu değil, kendini. Çünkü sevmek yanılmak olabilir, ama ihanet etmemek, yüreğini temiz tutmak her zaman bir zaferdir.