fictelleria

Bir tek insandan bile mi yüreğime dokunan bir teselli, suskunluğuma değen bir nefes çıkmaz? Niye herkes aynı olmak zorunda?
          	
          	
          	
          	

fictelleria

İhanet, gürültülü bir çöküşle değil, sessiz bir sızıyla çöker insanın yüreğine; en çok da sevdiğin elden geldiğinde yakar. Güvendiğin, inandığın, kalbini açtığın bir yürek; bir gün ansızın bakışını çeker, kelimelerini eksiltir, sessizliğiyle seni yok etmeye başlar. O an anlarsın ki, ihanet yalnızca bir başka bedene yönelmek değil, en başta senin içindeki o saf inancı öldürmektir. Bir zamanlar gülüşüne cennet yazdığın kişi, şimdi gözlerini kaçırıyorsa, sadakatin yerini çoktan yabancılık almıştır. Ve sen hâlâ beklerken, belki bir özür, belki bir geri dönüş, o çoktan başka bir yolda yürümektedir. Ardında, kırık bir kalp değil, senden koparılmış bir benlik bırakır. Zaman geçer, yara kabuk bağlar ama izi kalır; o izle yaşamayı, o izle susmayı öğrenirsin. Çünkü anlarsın ki, herkes sevgini taşımaya muktedir değildir; bazıları, verdiğin değerin gölgesinde bile duramayacak kadar küçüktür. Ve nihayetinde, affedersin—onu değil, kendini. Çünkü sevmek yanılmak olabilir, ama ihanet etmemek, yüreğini temiz tutmak her zaman bir zaferdir.
          

fictelleria

Düşünceleri susmak bilmeyen biriydi o; gözleri sabit bir noktaya dalar, ama zihni bin yer ve mekan gezerdi. Konuşmasa da içinden sürekli cümleler geçerdi, kimi zaman sorular, kimi zaman cevap bulamamış sancılar. Sessizliği boşluktan değil, zihnindeki sakin kalabalıktandı. Her bakışı, içindeki uzun bir düşünce yolculuğunun gölgesiydi. Sanki dünyayı değil, kendi içini anlamaya çalışıyordu—ve bu, en yorucusuydu.