Çoğumuz içimizdeki o derin boşluğu ve yalnızlığı kapatmak için sürekli yeni istekler üretiriz. Yeni kitaplar, yeni felsefeler, yeni heyecanlar ararız. Zihin, bu istekleri birer 'ihtiyaç' gibi sunmakta çok ustadır. Oysa bu sadece bir kaçıştır; zihnin kendi gerçeğiyle yüzleşmekten korkup ürettiği birer gürültüdür.
Gerçek ihtiyaç ise zihnin tamamen susması ve dinlenmesidir. Nasıl ki bedenin uykuya ve yemeğe ihtiyacı varsa, zihnin de her gün, her an tüm o biriktirdiği yüklerden arınmaya ihtiyacı vardır. Eğer zihin sürekli düşünüyorsa, sürekli analiz ediyor, planlıyor ve endişeleniyorsa yıpranır, eskir ve duyarsızlaşır.
Zihnin bu gürültüden özgürleşmesi lüks bir arayış değil, mutlak bir zorunluluktur. Ancak zihin bu temel ihtiyacı fark edip tüm yapay isteklerini bıraktığında taze kalabilir. Ancak o zaman hayatı her sabah ilk defa görüyormuş gibi, tüm canlılığıyla ve hiçbir yara almadan deneyimleyebilir.