adını hâlâ içimden fısıldıyorum… o iki hece, dudaklarımdan dökülmese de kalbimde yankılanıyor her gece. bilmem fark ettin mi, ama ben senden günden güne biraz daha eksiliyorum. bir zamanlar gözlerinde gördüğüm ışıkla aydınlanan dünyam, artık karanlığa boyanıyor. çünkü biliyorum: bu aşk, ne kadar derin olursa olsun, yaşanamıyor. yaşanmasına izin yok. sana dokunamamak, sesini duyamamak, hayatında bir yabancı gibi kenarda durmak… insan nasıl her gün kan kaybedip yaşamaya devam eder, işte ben tam da böyleyim. varlığını bildiğim hâlde yokluğunla yaşamaya çalışmak… bu nasıl bir ceza, nasıl bir sınav? seni sevmek kolaydı. zor olan, bu sevgiyi içimde tutmak… gözlerim seni ararken, dilim seni anmaktan kaçınmak zorunda. kalbim her atışta seni çağırırken, aklım susturuyor beni: “olamaz,” diyor, “bu, imkânsız bir aşk.” ve biliyorum… senin de gözlerin bazen bir anlığına durup bana takılıyor. bir "keşke" gizleniyor bakışlarında. ama sonra başını çeviriyorsun, doğru olanı yapar gibi. belki de doğru olan bu. ama doğru olan her zaman adil midir, bilmiyorum. ben senden vazgeçmeye çalıştıkça, bir yanım daha çok sarılıyor sana. kendimi yavaş yavaş silerken, seni içimde daha çok var ediyorum. aşkımızı herkesin yok saydığı bir sessizliğe gömdüm, ama içimde hâlâ çığlık çığlığa yaşıyor. günden güne tükeniyorum. ama bil ki, seni severek tükenmek… yine de her şeye değerdi. elveda diyemem. çünkü her sabah, yine seni düşünerek uyanacağım. ve her gece, seni düşleyerek öleceğim biraz daha.