flamorial

≽^• ˕• ྀི≼

flamorial

ölürüm esmer için.
Répondre

mainly_annie

tanrimisafiri

onun yanında sende git 
Répondre

tanrimisafiri

Yoksun bu aralar, selamda çakmıyoruz

tanrimisafiri

mal gibi kaldık ortada valla
Répondre

tanrimisafiri

hesap da kapandı 
Répondre

flamorial

adını hâlâ içimden fısıldıyorum… o iki hece, dudaklarımdan dökülmese de kalbimde yankılanıyor her gece. bilmem fark ettin mi, ama ben senden günden güne biraz daha eksiliyorum. bir zamanlar gözlerinde gördüğüm ışıkla aydınlanan dünyam, artık karanlığa boyanıyor. çünkü biliyorum: bu aşk, ne kadar derin olursa olsun, yaşanamıyor. yaşanmasına izin yok. sana dokunamamak, sesini duyamamak, hayatında bir yabancı gibi kenarda durmak… insan nasıl her gün kan kaybedip yaşamaya devam eder, işte ben tam da böyleyim. varlığını bildiğim hâlde yokluğunla yaşamaya çalışmak… bu nasıl bir ceza, nasıl bir sınav? seni sevmek kolaydı. zor olan, bu sevgiyi içimde tutmak… gözlerim seni ararken, dilim seni anmaktan kaçınmak zorunda. kalbim her atışta seni çağırırken, aklım susturuyor beni: “olamaz,” diyor, “bu, imkânsız bir aşk.” ve biliyorum… senin de gözlerin bazen bir anlığına durup bana takılıyor. bir "keşke" gizleniyor bakışlarında. ama sonra başını çeviriyorsun, doğru olanı yapar gibi. belki de doğru olan bu. ama doğru olan her zaman adil midir, bilmiyorum. ben senden vazgeçmeye çalıştıkça, bir yanım daha çok sarılıyor sana. kendimi yavaş yavaş silerken, seni içimde daha çok var ediyorum. aşkımızı herkesin yok saydığı bir sessizliğe gömdüm, ama içimde hâlâ çığlık çığlığa yaşıyor. günden güne tükeniyorum. ama bil ki, seni severek tükenmek… yine de her şeye değerdi. elveda diyemem. çünkü her sabah, yine seni düşünerek uyanacağım. ve her gece, seni düşleyerek öleceğim biraz daha.

flamorial

sevgilim, bu satırları yazmakta zorlanıyorum çünkü içimde büyüyen bir korkuyu sana anlatmak kolay değil. seni kaybetme düşüncesi, bazen ufacık bir anın içine sızıyor, bazen bir sessizliğe, bir bakışa... ve içimde tarifsiz bir ağırlık bırakıyor. sana her dokunduğumda, her gözlerine baktığımda, içimde bir ses "ya bir gün bu da son olurduysa" diyor. bu belirsizlik, bu ihtimal, beni hem daha çok sevmeye zorluyor hem de her seferinde biraz daha tedirgin ediyor. hayat ne kadar kırılgan, biz insanlar ne kadar geçiciyiz. her şey bir anda değişebiliyor. o yüzden seni kaybetme korkusu, gecelerime sızıyor, bazen uykularımdan uyandırıyor beni. çünkü sen, hayatımın en kıymetli yerindesin. ve seni kaybetme ihtimali, nefesimi daraltıyor. bu korku sana bir yük olsun istemem ama bil ki, bu korkunun altında sadece kocaman bir sevgi var. seni kaybetmekten korkuyorum çünkü seni her şeyden çok seviyorum. senin varlığın, benim için bir sığınak gibi. sensizliği düşünmek bile karanlık bir boşluk gibi geliyor. ne olur hep yanımda kal. gülüşünü, sesini, varlığını kaybetmek istemem. ben bu sevgiyi bir ömür taşıyabilirim ama yokluğunu taşıyabileceğimden emin değilim. hep kal benimle. çünkü seni kaybetme korkum, sana olan sevgimin en sessiz ama en derin hali.

flamorial

bir zamanlar bir kapı vardı. herkes duvarlarını konuşurdu, bense o kapının arkasındaki sıcaklığı severdim. sonra bir gün o kapı kapandı. ne ses kaldı ardında ne de bana kalan bir yer. bir daha çalınmasın diye sürgüler çekildi üzerine. içeriye alınmayan ben, dışarıda kalmanın ne demek olduğunu öğrendim. soğuğu, suskunluğu, unutulmayı. o kapının eşiğinde öylece oturdum. insanlar geçip gitti, kimisi baktı ama görmedi, kimisi gördü ama kaçtı. ben bir kapının arkasında bırakılmış bir kadındım. ne sevgili diyebildiler bana, ne de dost. ben artık sadece geçilmiş biriyim. beklemekten başka elimden bir şey gelmedi. ve bekledikçe kendimi unuttum. kendimi unuttukça, onun hatırasına dönüşmeye başladım. sonunda, ne o kapı kaldı yerinde, ne de ben ben olarak. şimdi sadece yıkık bir eşik gibiyim. üzerinden geçip gidilen, dönüp bakılmayan, varlığı bile fazlalık olan bir şey. oysa bir zamanlar ben de içerideydim. bir zamanlar ben de sevilmiştim. belki. belki de artık sevilmek istemiyorum. çünkü sevilmek, birinin kapısında beklemeyi de getiriyor yanında. belki de sadece unutulmak istiyorum. kimsenin aklına düşmeyen bir yüz, kimsenin hatırlamadığı bir ses olmak. varlığım kimseye dokunmasın, yokluğum kimsenin içini acıtmasın istiyorum. çünkü insanı en çok, hatırlandığı yerde unutulmak yoruyor.günler birbirine karışıyor şimdi. sabahlar aynı, geceler aynı. aynaya her baktığımda, biraz daha silinmiş birini görüyorum. eskiden gözlerimde bir soru olurdu: neden? şimdi sadece bir boşluk var. o boşlukta ne sen varsın, ne ben. sadece geçip gitmiş zamanlar, konuşulmamış cümleler, tutulmamış eller. bir eşiğin üstünde oturmakla bir hayatı orada bırakmak aynı şeymiş meğer. ben sadece oturmadım, kendimi oraya gömdüm. şimdi kalksam, nereye giderim bilmiyorum. ama artık gitmem de gerekmiyor. çünkü bazı yerlerden, sadece içinden çıkılır. adım atmadan, vedalaşmadan, sessizce. artık vedalaşacak bir şeyim kalmadı müzeyyen. sadece içimde büyüyen sessizlikle yaşıyorum.

flamorial

ve bu sessizlik... en az senin kadar gerçek.
Répondre