Sanırım yalnızca buraya anlatabilirim hislerimi. Çünkü ilk defa beni dinleyecek, daha doğrusu en şeffaf hâlimle anlatabileceğim birisi yok. Bu, çevremde insan yok demek değil, hayır. Sadece kendimi, kendime bile zor açabiliyorken en yakınlarıma düşüncelerimi açamam. Bir şeyleri yetiştirememekten bıktım, yetişememekten de. Bir yere ulaşmam gerektiği düşüncesinden bile bıktım ama sanırım yirmili yaşların sancısı bu. Sürekli koşmak, sürekli yapabileceğine inanmak ve tekrar düşmek... Belki bu yazı, bu düşünceler birkaç ay hatta birkaç gün sonra bana yabancı gelecek; belki utanacağım ama şu an böyle hissettiğim gerçeğini değiştirmiyor. Tek yapabildiğim şey kendimi yetersiz bulmak. Böyle bir şey işte büyümek; biraz kırılgan, biraz melankolik, biraz da heyecanlı. Heyecanlı kısmına henüz geçememiş olsam da ümidim var. Aman işte, ufak tefek dertlerimi büyütüyor gibiyim daha çok ama bakalım, 2026'ya bir ümitle başladım. Şu an biraz da hastayım, onun melankolikliği de olabilir üstümde, bilemedim. Aldırış etmeyin. Dursun bir kenarda.