bir çocuğa rastlamıştım sokakta. ağlaması zırlaması kesilmeyen bir veletti. bir çığlığı vardı öbür sokağı gecenin köründe sağır ederdi. kaldırıma çökmüş silmeye yanaşmadığı yaşlarını akıtan gözlerini sabitlemişti yolun betonuna. hiç duymadığım kadar çığlıklarını attığı bir ağlayışın iç çekişlerini yaşıyordu sessizce. yanına yanaştım korkakça. bu sefer neden ağlıyordun, diye sordum. içten içe onu duymadığım için seviniyordum o anda. soruma cevap vermedi bir süre. sustu sustu konuşuverdi sonra. ben sana ağladım, dedi. güldüm. o niyeymiş, dedim. ben hep sana ağlıyorum, dedi. o niyeymiş, dedim bir daha yanına oturup. sen beni ne kadar rahatsız edici bulursan ben de seni o kadar acınası buluyorum. kendini öyle özlüyorsun ki kendini unutur olmuşsun. sokak sokak arıyormuşsun kendini. sonra bir gün bulmuşsun, ama hatırlayamamışsın. rahatsız olduğun bir ses çağırıp durmuş seni. kendini kovarken zihninden, o melodisi ağlamak olan bir ses çağırıp durmuş işte seni. sonra sen kendini hiç tanıyamadan unuttun. sana ağlıyorum ben. unuttun işte sen beni.