Ona bağırmıştı. Çok öfkeliydi. Çok nefret doluydu.
Belki de ona bir kez, "Seni seviyorum," demeliydi.
Ama diyememişti.
Aslında babası şu anda yaşasaydı ve karşısında dimdik dursaydı ona yine, "Seni seviyorum," diyemeyecekti.
Artık bir gerçeği kabullenmişti, her vedadan sonra yarım kalmış hissetmeye mahkumdu.
Çünkü vedalar, zaman aktıkça, yas tuttukça, söylenmemiş cümlelerle birlikte tamamlanırdı.