ama canım, canımın en içi, o telefonu açacak ve de geri döneceksen, sakın yaralarını sarıp da gelme; kutsanmış yahut dikişlerini öpmüş hiç gelme. yıkıntılarını getir, çürüğünü, pasını, kanını getir. hiçbir şeyi sabit tutamayan titrek ellerini, savsak adımlarını, kırpıştırdığın o kahve gözlerini ve çarpık parmaklarını da al gel. kendi harabene bulanmış halde bul kendini kapımda. o kilidi çevirir, omuzlarından tutar, yüreğimin odalarına çekerim pervasızca. sana kıyamet çoktan kopmuş da geriye yalnız biz kalmışız gibi sarılırım. çünkü belki de öyle. belki dünya en başından beri yıkılıyordur. ama sen boş ver bunları, benimle kal. tüm bu çöküşün içinde dudaklarımız birbirimize kaynayana değin öpüşüp sevişelim.