bunnydolllw

⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢎⠱⠊⡱⠀⠀⠀⠀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢀⡠⠤⠒⠒⠒⠒⠤⢄⣑⠁⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢀⡤⠒⠝⠉⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠉⠲⢄⡀⠀⠀⠀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⠀⠀⢀⡴⠋⠀⠀⠀⠀⣀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢰⣢⠐⡄⠀⠉⠑⠒⠒⠒⣄
          ⠀⠀⠀⣀⠴⠋⠀⠀⠀⡎⠀⠘⠿⠀⠀⢠⣀⢄⡢⠉⣔⣲⢸⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢘
          ⡠⠒⠉⠀⠀⠀⠀⠀⡰⢅⠫⠭⠝⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢀⣀⣤⡋⠙⠢⢄⣀⣀⡠⠊
          ⢇⠀⠀⠀⠀⠀⢀⠜⠁⠀⠉⡕⠒⠒⠒⠒⠒⠛⠉⠹⡄⣀⠘⡄⠀⠀⠀⠀⠀⠀
          ⠀⠑⠂⠤⠔⠒⠁⠀⠀⡎⠱⡃⠀⠀⡄⠀⠄⠀⠀⠠⠟⠉⡷⠁⠀⠀⠀⠀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠹⠤⠤⠴⣄⡸⠤⣄⠴⠤⠴⠄⠼⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀

bunnydolllw

⠀⠀⠀⢠⡾⠲⠶⣤⣀⣠⣤⣤⣤⡿⠛⠿⡴⠾⠛⢻⡆⠀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⣼⠁⠀⠀⠀⠉⠁⠀⢀⣿⠐⡿⣿⠿⣶⣤⣤⣷⡀⠀⠀
          ⠀⠀⠀⢹⡶⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠈⢯⣡⣿⣿⣀⣸⣿⣦⢓⡟⠀⠀
          ⠀⠀⢀⡿⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠈⠉⠹⣍⣭⣾⠁⠀⠀
          ⠀⣀⣸⣇⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⢀⣸⣷⣤⡀
          ⠈⠉⠹⣏⡁⠀⢸⣿⠀⠀⠀⢀⡀⠀⠀⠀⣿⠆⠀⢀⣸⣇⣀⠀
          ⠀⠐⠋⢻⣅⣄⢀⣀⣀⡀⠀⠯⠽⠂⢀⣀⣀⡀⠀⣤⣿⠀⠉⠀
          ⠀⠀⠴⠛⠙⣳⠋⠉⠉⠙⣆⠀⠀⢰⡟⠉⠈⠙⢷⠟⠉⠙⠂⠀
          ⠀⠀⠀⠀⠀⢻⣄⣠⣤⣴⠟⠛⠛⠛⢧⣤⣤⣀⡾

ggukwithv

Ahlak nedir?
          Neye göre ahlaklı oluruz veya neye göre ahlaksız?
          Ahlaklı olmak için bir dine ihtiyaç var mıdır?
          Sanmıyorum.
          Bir insan dine bağlı olduğu için ahlaklı oluyorsa bunun yapı taşı ne kadar sağlam olabilir en fazla?
          Bu soru aslında yeni değil. Platon’un Euthyphro diyalogunda ortaya koyduğu bir ikilemle doğrudan bağlantılıdır:
          Bir şey Tanrı emrettiği için mi iyidir, yoksa iyi olduğu için mi Tanrı tarafından emredilir?
          Eğer birinciyi kabul edersek, ahlak tamamen ilahi iradeye bağlı, dolayısıyla keyfi hale gelir.
          İkincisini kabul edersek, “iyi”nin ölçütü Tanrı’dan bağımsız bir zeminde zaten var demektir.
          Kant bu çıkmazı aşmak için ahlakı akla dayandırır.
          Ona göre bir eylemin değeri, sonucunda değil; hangi ilkeye göre yapıldığındadır.
          Evrenselleştirilebilir bir ilkeye dayanmayan hiçbir eylem ahlaki değildir.
          Fakat tam bu noktada Nietzsche devreye girer ve bu temellendirmenin kendisini sorgular.
          Ona göre ahlak, sandığımız gibi evrensel ve zorunlu bir yapı değil; tarihsel ve psikolojik bir inşadır.
          “İyi” ve “kötü” dediğimiz şeyler, güç ilişkilerinin ve insanın kendi zayıflıklarıyla kurduğu ilişkinin ürünüdür.
          Özellikle de geleneksel ahlak, Nietzsche’ye göre “köle ahlakı”dır
          Ve ben buna katılıyorum 
          Güçsüz olanın, güçlü olana karşı geliştirdiği bir değerler sistemidir.
          Bu ahlakta itaat, alçakgönüllülük ve fedakârlık yüceltilir; çünkü bunlar güçsüzün hayatta kalma biçimidir.
          Bu durumda şu soru kaçınılmaz hale gelir:
          Biz “iyi” dediğimizde gerçekten evrensel bir doğrudan mı söz ediyoruz,
          yoksa sadece bize öğretilmiş bir değerler sistemini mi tekrar ediyoruz?
          Eğer Nietzsche haklıysa, ahlak ne ilahi bir temele ne de saf akla dayanır;
          aksine, insanın kendini anlamlandırma çabasının bir yan ürünüdür.
          Ve bu noktada mesele daha da rahatsız edici bir hal alır:
          Eğer ahlakın mutlak bir temeli yoksa, “ahlaklı olmak” dediğimiz şeyin kendisi neye dayanır?
          Belki de asıl sorun, ahlakın ne olduğu değil;
          insanın neden ona ihtiyaç duyduğudur.