Aynı gece, kökünden kopan iki hayat... Biri, sevdiği adamın ihanetiyle küle dönen bir kadın; diğeri, en yakın bildiği dostlarının kalleşliğiyle ateşe diri diri gömülen bir adam.
"Bir zamanlar bahçemde açan en nadide güldün; şimdi ise dikenlerini göğsümde taşıdığım bir yabancısın. Seni bir kez daha kaybetmekten korktuğum için değil; aslında seni zaten hiçbir zaman kazanamamış olduğumu anladığım gün öldüm ben..."
Mahallenin tozlu ve sessiz sokakları, yıllar önce yarım kalan o büyük yangının küllerini hâlâ bağrında saklıyordu. Güllü'nün dönüşü bir kaçış değil, kendi enkazıyla yüzleşme vaktinin ilanıydı. Kader, sinsi bir oyunla onları aynı sokağın iki ucuna yerleştirdi; birbirine değmeden, nefeslerini bile duymadan yaşamaya mahkûm etti. Artık ne eski hatıraların bir hükmü vardı, ne de yıllarca dökülen gözyaşlarının bir telafisi.
Veda Makamı; sevda denilen o kadim duygunun, başladığı yere geri döndüğünde insanın sabrını tam da kaldığı yerden sınayacak kadar nasıl hainleşebileceğinin hikâyesidir.
"...şimdi sen o güllerin dikeniyle bana batırmaya devam et; ben, gözlerinde artık bana ait olmayan o yabancı bakışların altında, yavaş yavaş eksilmeye razıyım. Yıllar, senin yüzündeki o tanıdık çizgileri bile değiştirmişken, benim yüreğimdeki o eski yangını söndürmeye yetmedi."
Veda Makamı