grafomanitk

ayağım
          	soğuk gri bir taş parçasının üstündeydi gözümü açtığımda
          	tüm anlatılanlara inandığın
          	söylenenlere sıkı sıkıya bağlandığın bir andı o an
          	
          	benim ceplerimde yasak şarkılar, tedahülden kalkan
          	arkamda parkamdan başka bi' şey yok
          	biriktirmiştim her gece kalkıp beşte
          	yazdığım bütün şarkılar ayın renklerine teşne
          	
          	dirimin toprakları çatırdatamadı
          	tenin merhametinden soğumadı adım atamadın
          	kurtulup da yatamadın sanki yerin dar
          	*dürtme benim içimdeki narı üzerimde beyaz gömlek var*
          	
          	sen kırmızıymışsın
          	sen hem çocuksun hem uslusun
          	gitmek senin evin
          	ve belki de mataranda tuzlu su
          	
          	bense taşırım göğsümde onca çingenenin ağrısını niye
          	benim için mana yok senin vicdanın güle dönsün diye
          	
          	sırtımda parkam
          	devrimine gidiyorum
          	altımda narlar
          	sıçratıyorum

grafomanitk

ayağım
          soğuk gri bir taş parçasının üstündeydi gözümü açtığımda
          tüm anlatılanlara inandığın
          söylenenlere sıkı sıkıya bağlandığın bir andı o an
          
          benim ceplerimde yasak şarkılar, tedahülden kalkan
          arkamda parkamdan başka bi' şey yok
          biriktirmiştim her gece kalkıp beşte
          yazdığım bütün şarkılar ayın renklerine teşne
          
          dirimin toprakları çatırdatamadı
          tenin merhametinden soğumadı adım atamadın
          kurtulup da yatamadın sanki yerin dar
          *dürtme benim içimdeki narı üzerimde beyaz gömlek var*
          
          sen kırmızıymışsın
          sen hem çocuksun hem uslusun
          gitmek senin evin
          ve belki de mataranda tuzlu su
          
          bense taşırım göğsümde onca çingenenin ağrısını niye
          benim için mana yok senin vicdanın güle dönsün diye
          
          sırtımda parkam
          devrimine gidiyorum
          altımda narlar
          sıçratıyorum

grafomanitk

West Indies,Kızıl Elma,İtaki,Maçin!
          Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
          Beyazların yöresinde nasibim kalmadı
          yerlilerin topraklarına karşı şuç işledim
          zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
          uyrukların arasında uygunsuz biriyim
          vahşetim
          beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
          kendime dünyada bir
          acı kök tadı seçtim
          yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
          uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
          
          Uzak nedir?
          Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için
          gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
          Başım açık, saçlarımı ikiye
          ortadan ayırdım
          kimin ülkesinden geçsem
          şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
          cesur ve onurlu diyecekler
          halbuki suskun ve kederliyim
          korsanlardan kaptığım gürlek nara
          işime yaramıyor
          rençberlerin o rahat
          ve oturmuş lehçesinden tiksinirim
          boynumda
          bana yargı yükleyenlerin
          utançlarından yapılma mücevherler
          sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
          mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
          uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
          
          Bir hayatı,ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
          görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
          askerken kantinden satın aldığım cep aynası
          bazı geceler çıkarken
          uçarı bir gülümseyişle takındığım muşta
          gibi lükslerim de burda kalacak
          siparişi yargıcılar tarafından verilmiş
          bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
          taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
          burada bitti artık işim, ocağım yok
          uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

grafomanitk

I met a traveller from an antique land,
          Who said—“Two vast and trunkless legs of stone
          Stand in the desert. . . . Near them, on the sand,
          Half sunk a shattered visage lies, whose frown,
          And wrinkled lip, and sneer of cold command,
          Tell that its sculptor well those passions read
          Which yet survive, stamped on these lifeless things,
          The hand that mocked them, and the heart that fed;
          And on the pedestal, these words appear:
          My name is Ozymandias, King of Kings;
          Look on my Works, ye Mighty, and despair!"
          Nothing beside remains. Round the decay
          Of that colossal Wreck, boundless and bare
          The lone and level sands stretch far away.

margueeritte

Değersiz elim kutsal, güzel sunağa dokundu, beni affet. Dudaklarımız iki zavallı günah bir öpücükle yıkanır mı o leke?

grafomanitk

@margueeritte çok güzel 
            Ancak Shakespeare'dan çıkardı zaten böyle bir şey
Reply

margueeritte

@grafomanitk  sorun yok, Romeo ve Julieti okuyordum bu kısmı hoşuma geldi, yazmak istedim buraya
Reply

grafomanitk

''İnsan aşka düştüğünde, aşkı içinde mâşûkunun halini bürünür. Bu yüzden Tanrı'yı seven, Tanrı olur. Çünkü aşkta ikilik değil, yalnızca birlik vardır.''
          
          Meister Eckhart, 5. Sermon
          
          (Edvard Munch, The Kiss)

grafomanitk

Onun yanında öyle bir aşağılık duygusu hissediyordum ki, bu üstün varlığın isteklerine göre belirlenecek yeni bir kimliğe bürünmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Aşık oldum diye kendimden mi uzaklaşıyordum?
          
          Aşk Üzerine, Alain de Botton

grafomanitk

Konuşmaların içeriğinde ne bir entelektüel boyut ne de bir şiirsellik arıyordum,önemli olan ne söylediği değil, söylenenleri onun söylüyor olmasıydı ve ben, onun ağzından çıkan her sözcükte mükemmeli duymaya karar vermiş bulunuyordum.
          
          Aşk Üzerine, Alain de Botton