“Aklı başında olan insan ne dünya umûrundan (işlerinden) kazandığına mesrûr (memnûn) olur ve ne de kaybettiği şeye mahzûn olur (hüzünlenir). Zîrâ dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da berâber gidiyor. Sen de yolcusun. Sen de gidiyorsun. Bak ihtiyarlık şafağı kulakların üstünde tulû‘ etmiştir (doğmuştur). Başın yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücûdunda tavattun etmeye (yerleşmeye) niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahâzâ (bununla birlikte) ebedî ömrün önündedir. O ömürde, bâkīde (ebedî alemde)göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fânî ömürde sa‘y (gayret) ve çalışmalarına bağlıdır.
(Mesnevî-i Nûriye, Habbe, 115)