Bölüm 17 alıntısı:
Alperen, yine karşı kaldırıma park ettiği arabasına kalçasını yaslamış bekliyordu.
Deja vu.
Yine ve yeniden üzerinde lacivert takımı vardı. Başka renk takım almadığına emin olmuştum. Sevdiği renge karar vermişti. Gömleğinin ilk iki düğmesi iliklememişti. Jilet gibi ütülenmiş takımı omuzlarına cuk oturuyordu. Bakışları telefonundayken diğer elinde sigarası yanıyordu.
Deja vu.
Çantamın kısa askısını bileğime dolayıp ona doğru ilerlemeye başladım. Kısa topuklarımın tıkırtısı boş sokakta yankılandı. Başını telefondan kaldırdı.
Gözleri önce gözlerimde gezindi, ardından ağır ağır omuzlarıma indi. Omuzlarımda oyalandı, askılarımı takip edip elbisemde dolandı. Omuzlarımı kıpırdattım huzursuzca. Daha hızlı yürümeye başladım. Nihayet yanına ulaştığımda hafifçe aralık dudaklarına ve sabit ifadesine baktım usulca, gözlerim kısa bir an ellerine indiğinde dudağımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
Bakışlarımı geri gözlerine çıkardım, dudağımın içini hafifçe ısırıp “Alperen Bey,” dedim.
Kaşları çatıldı. “Bey?”
Kaşlarımla elini işaret ettim. “Eliniz yanıyor.”
Gözleri eline indiğinde sigarasının henüz parmaklarını yakacak kadar kısalmadığını fark etti. Sonra da ufak oyunumu anladı. Dudaklarını ıslatırken hafifçe gülümsedi, sigarayı bitmeden yere attı. Benim için yolcu kapısını açtı. “Geç,” dedi sadece.