"Ben sorayım o zaman. Eğer Alparslan gitmeyecek olsaydı, ona bir şans verir miydin Sidelya?"
Babam sanki cevabı biliyormuşta benim de bilmemi istermiş gibi ısrarla yüzüme bakmasını sürdürdü.
Beklemedim daha fazla. "Verirdim baba. Çünkü o, nasıl desem,"
Toparlayamıyordum sözcüklerimi. Mesela Selim ile asla karşılaştıramazdım onu. Selim'in yaptığı çocukluk kıskançlıklarını, yersiz tartışmalarını ben Alparslan ile yapmazmışım gibi geliyordu. Bunu anlamam için illa Alparslan'la sevgili olmam gerekmiyordu çünkü Alparslan'da, Selim'de olmayan başka şeyler vardı. Duruşu olsun, karakteri olsun, en basitinden bakışı bile olsun bambaşkaydı Selim'den.
Duraksamamla babam zorlandığımı anlamış gibi kendisi girdi söze.
"Selim'i bana ilk nasıl anlattın hatırlıyor musun?" Suyundan bir yudum içerek sözlerine kaldığı yerden devam etti. "Baba birisi var, uzun süredir benden hoşlandığını söylüyor. Ne yapmam gerekiyor bilmiyorum demiştin. Sonra bir kahve içmeye çıktınız, devamıda geldi. Ben sana Selim'i sevmedin demeyeceğim çünkü sevdin. Ama bana onu hiç bu gözlerle anlatmadın."
Babam anlamamı ister gibi tane tane konuşunca bakışlarımı kaçırdım. Üstüme birden bir suskunluk çöktü. Zaten karmaşık olan düşüncelerim babamın söyledikleriyle iyice karışınca ne yapacağımı bilemez gibi sesizleştim.
"İnsan kaderinden kaçamaz Sidelya. Eğer kaderinizde varsa ikinizde dünyanın öbür uçlarında dahi olsanız karşılaşırsınız. Fakat kaderinizde yoksa, aynı sokakta bile karşılaşmazsınız babacığım. Bu söylediklerimi düşün ve kalbinin sesini dinle."
AY BU AKŞAM GELSİN ARTIK YETO.........