Avuçta kül ve sarhoş mayıs.
Yine başkalarının anılarını içiyorsun.
İçinden geçip giden trenlerin penceresinde kendi yansımana bile selam veremezsin artık. İz bırakmadan tükenen gecelere çentik atmaktan yorulmuş kalbin, uyurgezer bir kehanet şimdi.
Her adımda yağmur yutan bir çiçek gibi sessizce kapanıyorsun, hiç açmamış gibi. Gülüşünün kırığı hâlâ damağımda. Zaman, sırtını dönmüş bir piyanist gibi, çalmıyor artık seni. Tuşlar paslanmış, melodin kalbime gömülmüş. Kırık bir bardağın kenarından içiyorsun kendini, kana bulanıyorsun her yudumda.
Ve aralık ayında donmuş bir çamaşır ipi gibi kuruyamıyor içine astığın hiçbir şey. Rüyada saklanıyor gözlerin, kimse uyanmasın diye fısıldayan perde aralığında. Yüzünde, konuşulamamış cümlelerin, yaşanamamış hayatların gölgesi var, yani sustuklarınla çizilmiş bir haritadasın artık. Sol bileğinde unuttuğun son parça hayat, taşın altına gizlediğin en son gülüş. Aynalarda bile eğreti duruyorsun. Göz kapaklarında yangınların isi, dilin ucu hâlâ "keşke"de tutulmuş. Hiçbir mevsimi taşıyamamış ağaç gibi dökülüyorsun, sadece yaprak değil, bütün gövdenle.
Geriye kalan, sessizce çürüyen bir takvim sayfası. Üstü karalanmış günlerden ibaretsin artık, ve hiçbirinin üstü çizilmemiş ismi senin değil.