ihanetinizleri

anne sen bana hiç anne olmadın, varlığını hissettirmedin, sadece vardın. silüetin gözlerimin önündeydi. ağzından çıkan nefret cümlelerinle sesini duyuyordum. aynı çatının altında birbirine değmeyen iki yabancı gölgeydik. sofrada tabağın vardı ama sevgin hep eksikti. bakışların üzerime her değdiğinde ısınmak yerine biraz daha üşüdüm. 

ihanetinizleri

şimdi aynaya her baktığımda senin o soğuk silüetini görüyorum ve kendimi sevmeye çalışırken aslında hiç sahip olmadığım bir annenin ağır yasını tutuyorum.
Reply

ihanetinizleri

oysa ben sadece dizine başımı koyup dünyayı unutmak istemiştim. sen ise her fırsatta o dünyayı başıma yıktın, her kelimenle ruhumda yeni bir boşluk bıraktın. meğer en büyük yaram dışarıda değil, senin o buz kesmiş sessizliğinde ve zehirli cümlelerinde saklıymış. 
Reply

ihanetinizleri

anne sen bana hiç anne olmadın, varlığını hissettirmedin, sadece vardın. silüetin gözlerimin önündeydi. ağzından çıkan nefret cümlelerinle sesini duyuyordum. aynı çatının altında birbirine değmeyen iki yabancı gölgeydik. sofrada tabağın vardı ama sevgin hep eksikti. bakışların üzerime her değdiğinde ısınmak yerine biraz daha üşüdüm. 

ihanetinizleri

şimdi aynaya her baktığımda senin o soğuk silüetini görüyorum ve kendimi sevmeye çalışırken aslında hiç sahip olmadığım bir annenin ağır yasını tutuyorum.
Reply

ihanetinizleri

oysa ben sadece dizine başımı koyup dünyayı unutmak istemiştim. sen ise her fırsatta o dünyayı başıma yıktın, her kelimenle ruhumda yeni bir boşluk bıraktın. meğer en büyük yaram dışarıda değil, senin o buz kesmiş sessizliğinde ve zehirli cümlelerinde saklıymış. 
Reply

ihanetinizleri

üşüyorum. soğuk sadece tenime değil, ruhumun en ücra köşelerine işliyor. bedenime çarptıkça titreyen kalbimin sızısıyla kıvranıyorum. sanki mevsimler sende durmuş da, ben sonsuz bir zemheriye mahkum edilmişim. hasretin derin bir yara. iyileşmeye yüz tuttukça hatıranla kanayan, kabuk bağlamayan bir yara.

ihanetinizleri

dön gel artık, bu gönül sensiz bir harabe, her köşesi yıkık dökük.
Reply

ihanetinizleri

içimde geçmeyen ruhumun dağınık, yorgun kırıntıları var. tamammışım gibi yapmaktan yoruldum. sanki biri içimdeki bütün odaların ışığını açık bırakıp gitmiş ama pencereler kapkara.

ihanetinizleri

ama geçmiyor işte, sadece alışıyorum o dağınıklığa.
Reply

ihanetinizleri

neyi beklediğimi bilmeden bekliyorum. bazen bir kelime, bazen sadece bir sessizlik. dağılan parçalarımı toplamak yerine onlara bakıp izliyorum öylece. çünkü biliyorum ki, bazen toparlanmak değil, sadece olduğun yerde durup o yorgunluğa boyun eğmek gerekiyor.
Reply

ihanetinizleri

acıların içinde boğulup kalmışım. ne çıkabiliyorum, ne kalabiliyorum. çıkmak için çaba sarf etmiyorum. yine de amansız canımı çok acıtıyor bazı yaralar. oysa yaralarım acıtmasın, beni iyileştirsin diye hayal kurardım hep. 

ihanetinizleri

geçsin istiyorum, bitsin istiyorum. izleri bile kalmasın istiyorum. izlerini gördükçe geçmişim gözlerimin önüne geliyor. o günleri hatırlamak, benim için cehennemden farksız. 
Reply

ihanetinizleri

yıllardır bir yalana inanmışım, kendimi o yalanla avutmuşum ben. küçücük bedenimle geçer sanmışım. oysa o acılar hiç geçmedi. yıllar geçti üstünden. o yaralar tekrar kanadı. bir umut dedim hep kendi kendime. bir umut mutlu olacaksın. karşılığında alacağım ödül koca bir hiçlik ve sessizlik olmamalıydı. 

ihanetinizleri

yalvarırım biraz beni gör, bir kere duy. küçükken duymadın. o çocuktur bir şey olmaz dedin belki ama artık büyüdüm anne. bir kez olsun gör beni, anla. buna gerçekten çok ihtiyacım var. beni de insandan say mesela. gel bir kere öylesine nasılsın diye sor. çok zor değil, yemin ederim çok zor değil. bir kere başımı okşa. çok bir şey istemiyorum ki senden. sadece kızınım ben senin. gör, duy, anla beni anne. ne olursun anla. 
Reply

ihanetinizleri

bir insan her gün çocuğuna beddua etmez. her gün çocuğuna nefret beslemez. evladın değil miyim senin? neden sevmiyorsun beni? bu kadar mı yokum senin gözünde? bu kadar mı hiçim ben. anlamıyorum yerine oturmayan şeyler var. ne yaptım da bu azabı çekiyorum anne? kaderini mi yaşıyorum bilmiyorum. 
Reply

ihanetinizleri

hayır anne sana kızmıyorum. ben senin beni dünyaya getirmene kızıyorum. madem sevmeyecektin, madem istemiyordun. neden doğurdun beni? ne diye böyle acımasız bir dünyaya gelmeme sebep oldun? bana öyle bir neden sun ki, sana inanayım.
Reply

ihanetinizleri

bir gün iyileşiyor gibi hissediyorum, ertesi gün yeniden karanlığa düşüyorum. sonu olmayan bir döngü gibi. eskiden her şeye tutkuyla sarılır ve bir şekilde mutlu olmaya çalışıyordum. şimdi kendimi uzun zaman önce kaybetmiş gibiyim.

ihanetinizleri

ne heyecan, ne heves, ne uyku düzeni, ne de eski neşem kaldı. akıp giden bir hayat var, ben sadece izliyorum.
Reply

ihanetinizleri

yerin seni çektiği kadar ağırsın, kanatların çırpındığı kadar hafif. kalbinin attığı kadar canlısın, gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç. sevdiklerin kadar iyisin, nefret ettiklerin kadar kötü. ne renk olursa olsun kaşın gözün, karşındakinin gördüğüdür rengin. yaşadıklarını kar sayma. yaşadığın kadar yakınsın sonuna. 

ihanetinizleri

işte budur hayat. işte budur yaşamak. bunu hatırladığın kadar yaşarsın. bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun. çiçek sulandığı kadar güzeldir, kuşlar ötebildiği kadar sevimli. bebek ağladığı kadar bebektir ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin. bunu da öğren. sevdiğin kadar sevilirsin. 
Reply

ihanetinizleri

unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın, güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin. 
Reply

ihanetinizleri

sevdiğin kadar sevileceksin. güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın. bir gün yalan söyleyeceksen eğer bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın. 
Reply