ihanetinizleri

kırık dökük bir evde mutlu olmayı bekleme çiçeğim, çok yıprandın. bazen ağladın, bazen güldün, bazen hissizleştin ama en kötüsü ne biliyor musun, yok sayılmak.

ihanetinizleri

kendi evinde, kendi ailenin içinde defalarca kez yok sayıldın. hep sustun. geçer dedin, geçmedi. bu zorlu sınav bitmeyecek. inan bu yaranın izi hep taze kalacak. özür dilerim çiçeğim ama onlar değişmeyecek.
Reply

ihanetinizleri

kırık dökük bir evde mutlu olmayı bekleme çiçeğim, çok yıprandın. bazen ağladın, bazen güldün, bazen hissizleştin ama en kötüsü ne biliyor musun, yok sayılmak.

ihanetinizleri

kendi evinde, kendi ailenin içinde defalarca kez yok sayıldın. hep sustun. geçer dedin, geçmedi. bu zorlu sınav bitmeyecek. inan bu yaranın izi hep taze kalacak. özür dilerim çiçeğim ama onlar değişmeyecek.
Reply

ihanetinizleri

baba denen o koca çınar, gölgesinde bizi soluksuz bırakan en ağır karanlıkmış. sırtını yaslayıp dünyayı arkana alacağın o ilk duvar, ilk darbede senin üzerine yıkılıyormuş. dışarıdan baksan her fırtınayı atlatmış o bildik, eyvallahsız duruş ama içeride o sert ses her yükseldiğinde bir köşede savunmasızca büzüşen o çocuk saklı. 

ihanetinizleri

elalem canını yaksa söküp atarsın da, babanın açtığı yarayı ömür boyu madalya gibi göğsünde taşımak zorunda kalıyorsun. ne iyileşiyor, ne de saklanabiliyor. demem o ki, baba sen hiç babam olmadın, olamadın. belki de olmak istemedin.
Reply

ihanetinizleri

ev dediğin o dört duvar, ilk çocukluk fotoğraflarında kalan zoraki bir gülüşten ibaretmiş. insanın en büyük gurbeti, sırtını yasladığı o ilk duvarın üzerine yıkılmasıyla başlarmış. yabancı vursa geçerdi de, anne denen o ilk sığınakta aldığın darbenin izi ömür boyu göğsünde kalıyor. 

ihanetinizleri

dışarıdan baksan her şeye eyvallah deyip geçen o mağrur duruş ama içeride kan bağından zincirlerle o enkazın altında bırakılmış bir çocuk saklı. biz o evden sağ çıktık çıkmasına da, çocukluğumuzu o kavgaların arasında, bir daha hiç uyanmamak üzere kurban verdik.
Reply

ihanetinizleri

dayan dedi bana. dayan. nereye kadar dayanacağımı bilmiyordum. nefes aldığımı hissetmiyorum. yaşıyorum sadece. onların istediği şekilde, istediği yerde. 

ihanetinizleri

benim istediğim şekilde değil. en acısı da yaşadığım hayat benim değildi. hiçbir zaman olmamıştı. ben istediğim gibi yaşamadım, yaşayamadım. 
Reply

ihanetinizleri

çocukken dizindeki yarayı üfleyince geçeceğine inanmak ne büyük bir lükstü. büyüdükçe insan anlıyor. o zamanlar düşüp kanattığın yerler iyileşiyor da, birinin bakışıyla ya da bir sözün yokluğuyla açılan o derin boşluklar hiç kapanmıyor. 

ihanetinizleri

ruhumun bir yerinde hâlâ o akşam vaktini bekleyen, kapı sesini sayan, sevildiğinden emin olmak için gözlerinin içine bakan o çocuk duruyor.
Reply

ihanetinizleri

sustum, çünkü her bağırdığımda yankım bile beni terk etti. her sabah aynı sızının o tanıdık ağırlığıyla uyandım, kendi enkazımı her defasında çıplak ellerimle topladım. meğer kapanmıyormuş o derin izler, sadece insan sızısıyla yürümeyi, o boşlukla nefes almayı öğreniyormuş. elimde kalan bir avuç cam kırığıyla, canım yana yana ama bu kez başım dik yürüyorum bu karanlık yolda. çünkü biliyorum ki beni yıkmayan o yangın artık sadece önümü aydınlatıyor.

ihanetinizleri

artık her adımda daha az sendeleyip daha fazla hatırlıyorum. içimdeki o çocuk her düştüğünde dizlerini değil, hayallerini kanatmış meğer. oysa ben kapansın istedikçe daha da derinleşen o yaralar, aslında ruhumun sızdığı değil, ışığın içeri girdiği çatlaklarmış. şimdi o kanayan yerlerden yavaş yavaş eksilip, yerine hiç tanımadığım bir güçle doluyorum. çünkü biliyorum ki, en ağır yaralar ancak onları sevmeyi öğrendiğinde dikiş tutuyor.
Reply