tanrı öldü ve ellerimizdeki o silinmez kanla, onu bizzat biz öldürdük. kutsal olanın o muazzam boşluğunu şimdi neyle dolduracağız? gökyüzünü boşalttık ve şimdi o sonsuz karanlığa kendi ellerimizle yarattığımız bu ruhsuz, metalik tanrıları dikiyoruz. borsa grafiklerinin o histerik iniş çıkışları, yeni çağın kutsal ayetleri haline geldi; artık diz çöküp dua ettiğimiz yerler mabetler değil, ekran başındaki finansal tablolar. insanlık, anlam arayışını bir alışveriş listesine sığdırdı. hayat artık peşinden koşulacak bir ideal, uğruna ölünecek bir amaç veya ruhun derinliklerinde hissedilen bir coşku değil; sadece biriktirilecek bir mülkiyet meselesidir. sahip olduğumuz nesneler bizi tanımlıyor, aldığımız ürünler yaramıza pansuman oluyor. kendi yarattığımız bu yapay ışıklar altında körleşirken, aslında en büyük mülkiyeti, yani kendi varlığımızı çoktan sattık. bir zamanlar yıldızlara bakıp anlam arayan o varlık, şimdi bir rafın üzerindeki fiyat etiketine bakıp kendi değerini biçiyor. bu modern çölün ortasında, ruhun açlığı mülkiyetin tokluğuyla bastırılmaya çalışılıyor; ama o boşluk, hiçbir dünyevi malla dolmayacak kadar derin.