Bazı anılar vardır; üzerinden yıllar geçse de solmaz, silinmez, sadece insanın zihninin en karanlık köşesine çekilip sessizce bekler. Ve bazen, en beklenmedik anda, tek bir sesle, tek bir renkle, tek bir anlık hatırlamayla yeniden gün yüzüne çıkar.
Çocukken gözlerini kapamayı öğrenmişti. Görmemesi gereken bir ana tanıklık etmiş, bir çocuğun kaldıramayacağı kadar ağır bir gerçeği omuzlarında taşımak zorunda kalmıştı. O günden sonra bazı şeyleri unutmadı… Sadece onlara bakmamayı seçti. Renklerden, hatıralardan, en çok da kendi içindeki o küçük çocuktan kaçtı.
Yıllar geçti. Hayat, onun yaralarını tamamen iyileştirmedi belki ama üzerini örttü. Şimdi ise küçük bir atölyede çocuklara resim yapmayı öğreten, sakin ve kendi hâlinde hayatını kurmuş bir adamdı. Her şey kontrol altındaydı. Her şey… Olması gerektiği gibiydi.
Ta ki geçmiş, hiç ummadığı bir anda yeniden karşısına çıkana kadar.
Bazı yaralar vardır, kapanmaz... Sadece kanamayı bırakır. Ve bazı hikâyeler, ne kadar kaçarsan kaç, en başa dönmek zorunda bırakır.
Bir çocuğun yıllarca içinde taşıdığı suçlulukla, korkuyla ve sessizlikle hesaplaşma hikayesi.
Ve belki de en çok, insanın kendine söylediği en büyük yalanın hikâyesi:
“Unuttum.”
Bazı şeylere alışılmaz.
İnsan sadece gözlerini kapamayı öğrenir.
“Alışırım Gözlerimi Kapamaya” yakında.
️️