birkaç sene önce ‘aşk’ diye tanımladığım takıntılılığı okumak omuzlarıma kocaman bir yük bindirdi. elimden tutacağına inandığım elin asla benim olamayacağını anlamamın üzerinden yaklaşık 2 sene geçti. komiktir ki içimde bu konuda hiç yara yok. ben o çocuğa aşık olmadığımı yeni yeni anlıyorum. Ben onu değil, onu sevmeyi sevdim. Onunla vakit geçirmek istemeyi değil, kurduğum hayallerin bitmemesini istedim. beni yoran hayatımda bana bir destek olmasını değil, kafamı dağıtacak uğraş olmasını istedim. Kafamdaki binlerce sesi sustursun istedim, kabuslarım bitsin istedim. komiktir ki oldu da. onun için yazdığım şiirlerin, yazıların, iç yakarışların ona olmadığını yeni anlıyorum. Ben, kendim için haykırıyordum. Kendi acımı ‘aşk’ olarak anlatıyordum.
Ben aşık değildim. Ben sadece ruhumun soğumasını isteyen küçük bir kızdım.
şimdiyse işlerim sarpa sarıyor. işin içinden çıkamıyorum. ben aşık olamıyorum. Aşk benim için sadece satırlarda hissedilen bir duygu olarak kaldı ruhumda. Önceden aşık olduğum biri var mıydı? bilmiyorum. Lakin unutmak istemediğim biri vardı. Hâlâ da bende yeri ayrıdır. Şu an ayrı dünyalardayız, hatta şu an sevgilisi de var lakin ben onu her zaman herkesten ayrı tuttum. nedendir ki onun bakış açısını severdim. Bazen sadece bakışlarını severdim. Onunla bir geleceğim olmayacağını biliyorum, yine o kadar aptal değilim. Lakin onun her zaman hayatında kalmasını isteyecek kadar bencilim. İnsanlara olan saygısını severdim çünkü hayatımda görebilecğeim en düşünceli insanlardan biriydi benim için. basit bir espri mesela, birinden duyduğunda o espriyi kendi yapmış gibi bile yapmazdı. ona zmaanında duyduğum nefreti hissederdi. lakin bunu bir kere dile getirmedi. Herkesin hatası var. İnsanız, insanlara yetişmek için topallasak da koşuyoruz. Hata yapmamak imkansızlaşırdı. Fakat bazen, bazen insanlar kendilerini affettirecek sözleri gözleri ve hisleri olduğunda bazen kifayetsiz kalıyoruz.
o da benim için öyle biriydi, lakin evet aşık olduğumu düşünmüyorum.