ilayda1521
Link to CommentCode of ConductWattpad Safety Portal
Mevsim kitabı için Görev: turan bölümü yayınlanmıştır iyi okumalar
ilayda1521
Antik mısır etiketinde yeni kitaplar görünce seviyorum çocuk gibi ama sorun şu okuyacak zaman bulamıyorum
ilayda1521
Kendine biçtiğin değer kadar varsın bu dünyada
ilayda1521
Bırak zaman, şiir gibi aksın her mısrası seni bana anlatsın.
Yağmur yağsın pencereme her damlası senin sesini hatırlatsın.
Bırak seninle kararsın gökyüzüm sadece senin aşkının ateşi yaksın benim kalbimi.
Bırak zaman aksın, mısra mısra, sadece seni ansın her sözü hatıramda canlansın
Bırak bu gece seni anlatsın dipsiz kuyu gibi gözlerin.
ilayda1521
Aşk sadece şehvet midir? Yoksa sadece bedenlerin konuştuğu bir dans mı? Söyle bana sevgilim güneş batmaya yakınken, bir gece daha geçmese, senin yaşının üzerinden zamanı sarsak geri. Sadece sen kalsan ve benim aklımda bitmeyen hayallerim.
Ruhun, benim ruhuma benzer bir ayna misali. Seni görüyorum kendimde, bırak aynada sadece senin yansıman kalsın. kalbinin sesi sadece benim adımı haykırsın.
ilayda1521
Gece, elma bahçesinin üzerine sessiz bir tül gibi çökmüştü. Rüzgâr, dallardaki olgunlaşmış elmaların kokusunu taşıyarak dar patikadan geçen iki yabancının etrafında dolaşıyordu. Ay, ağaçların arasından sızan solgun ışığıyla hem kadının yüzüne hem adamın gölgesine dokunuyordu.
Kadın bir adım geride durdu, adamın dipsiz bir kuyu gibi karanlık gözlerine baktı. Sözleri dudaklarından ağır ağır döküldü, bir şiirin mısraları gibi geceye karışarak
“Ayın bile iki yüzü vardır… Biri aydınlık, diğeri karanlık.”
Başını hafifçe yana çevirip adamın gözlerine baktı.
“Sen… karanlık tarafsın.”
Adam ona doğru bir adım attı. Dudaklarının kenarında ince, kırık bir tebessüm belirdi.
“Karanlık ayın diğer yüzü… haklısın.” dedi. “Ama unutma, ikisi hâlâ bir bütün. ”
Kadın bir adım geri çekildi. Rüzgâr saçlarının arasından süzülürken adam yaklaştı, parmakları kadının bir tutam saçına dokundu.
“Ay ışığı olmadan gecenin karanlığının bir anlamı olmaz,” diye fısıldadı.
Saçlarını hafifçe parmaklarına dolarken devam etti adam
“Senin ışığın olmadan da… benim karanlığımın bir anlamı kalmaz.”
Kadının gözlerinden sessiz yaşlar döküldü, ay ışığında parlayarak adamın eline değdi. Dokunuş onun için bir zehir gibi ağırdı. Adamın elini tutup saçlarından uzaklaştırdı.
“Söylesene,” dedi sesi kırılarak.
“Senin karanlık tarafın… neden bu kadar yakıyor kalbimi?”
Adam kadının elini bırakmadı tam tersine, avuçlarını alıp yavaşça kadının göğsüne, kalbinin üzerine bastırdı.
“Bu ateş seni belki kül edecek,” dedi, sesi neredeyse bir dua kadar kısık.
“Ama ne kadar kül olursan ol… bu kalp yalnızca benim için yanacak.”
Kadın bir anda kendine geldi, gözlerindeki yaş parlarken adamı sertçe itti.
“Bu kadar emin konuşma,” dedi nefesi titreyerek.
“Gerekirse kaçarım senden. Nereye olursa…”
ilayda1521
Kadın geri çekildi. Adamın uzanan eline öfkeyle baktı, sonra o eli itti.
Gözleri doldu, ama bakışları keskinliğini kaybetmedi.
“Sakın…” dedi nefesi titreyerek.
“Kanlı ellerinle bir daha bana dokunma.”
Tam o sırada otobüs durağa yanaştı. Kapıların açılmasıyla birlikte sıcak buhar dışarı aktı. Kadın hızlıca adım atıp otobüse bindi. Jim hareketsiz kaldı yağmur omuzlarına düşüyor, şemsiyesi kızın ardından havada boşlukta asılı duruyordu.
Kadın koltuğa oturup başını cama yasladığında otobüs hareket etti. Camdaki damlalar düzensiz çizgiler çiziyor, dışarıdaki figürleri bulanıklaştırıyordu. Jim hâlâ oradaydı; kaldırımda tek başına, yağmurun içinde.
Otobüs uzaklaştıkça adamın silueti eridi, geceye karıştı.
Fakat kadının kalbi, onun adının karanlık yankısından hâlâ tam kurtulamamıştı.
•
Reply
ilayda1521
Ertesi gün, Londra’nın ağır gri bulutları şehrin üzerine bir tabut kapağı gibi çökmüştü. Yağmur, ince ince ama ısrarla yağıyorkaldırım taşlarında yankılanan damlalar, sokağın içindeki yalnızlığı daha da derinleştiriyordu.
Kadın, cadde kenarındaki otobüs durağında bekliyordu. Sırılsıklam olmuş siyah saçlarına düşen yağmur damlaları, yanaklarından süzüüyordu Şehri dolduran uğultu uzak korna sesleri, insanların aceleci adımları, yağmurun metal yüzeylere vuruşuonun içindeki fırtınayı bastıramıyordu.
Tam o anda, başının üzerinde yağmurun tıkırtısını kesen bir gölge belirdi.
Bir şemsiye.
Kadın geriye döndü.
Adam oradaydı. Sokak lambasının cılız ışığı, yüzünün yalnızca bir kısmını aydınlatıyordu; diğer yarısı karanlığa gömülüydü. Jim Moriarty, dün geceki karanlığın izlerini hâlâ gözlerinde taşıyordu.
Kadının yüzü sıkılaştı.
“Dün gece peşimi bırak dedim sana.”
Sesi keskin bir cam parçası kadar soğuktu.
“Seninle olamam. İnsanların ölmeden önce gördüğü son yüz… sensin. Sen bir katilsin.”
Jim’in dudaklarında hafif bir gülümseme kıpırdadı; bir insanın içini ürperten, hem üzgün hem tehlikeli bir gülümseme.
Kadın devam etti:
“Daha kaç maske takacaksın? Eğer gerçek yüzünü daha önce bilseydim… kalbimi söküp atardım. Benden uzak dur.”
Jim bir adım yaklaştı. Yağmurun sesi onların etrafında bir duvar gibi yükselirken, adam kadının yanağına dokunmak için elini kaldırdı.
“Yapma… Ay Kızı,” dedi kısık bir sesle.
“Kalbin hâlâ benim için atıyor. Duyuyorum.”
•
Reply
ilayda1521
Adam bir an sendeledi, toprağın üzerindeki gölgesi dalların arasında kırılıp çoğaldı.
“Hiçbir yere gidemezsin,” dedi hırpalanmış bir sesle.
“Ruhun benim ruhuma bağlı. Sen gidersen… ben ölürüm.”
Kadının omuzları çöktü, gözleri doldu; ama bakışları eskisinden daha kararlıydı.
“Ama ben seninle kalırsam,” dedi, sesi bir bıçak gibi geceyi kesti.
“Ben öleceğim. Bedenim sağ kalır… ama sana bağlı olan ruhum ölür. Kalbimde artık senin bir yerin yok. Bırak gideyim. Senin karanlığın beni boğuyor.”
Gözyaşları inci taneleri gibi toprağa düştü, ardından kadın hızlı adımlarla karanlığın içine karıştı.
Adam, elma ağaçlarının altında tek başına kaldı. Kadının uzaklaşan ayak sesleri rüzgârla birlikte silinirken arkasından haykırdı:
“Nereye gidersen git, Ay Kızı! Gece seni yine bulacak!”
Ama kadın çoktan karanlığa karışmıştı geriye yalnızca elma kokusu, rüzgârın uğultusu ve adamın karanlığa karışan sesi kalmıştı.
•
Reply
ilayda1521
Baker sokağı'nda bir yabancı kitabı için yazdığım gel ve oyna bölümünü yayınladım iyi okumalar : )
ilayda1521
Bir yabancı gelir bir gün sokağına. Kaderin cilvesidir belki de… Bazı şeyler yalan olsa da, üç kişiliktir belki de bu oyun.
Kim masum, kim yalancı? Zaman mı gösterecek doğruyu, yoksa yalanın arasına giren mevsimler mi?
Üç kişilik demiştim, değil mi? Bu oyunun sonunda biri ölecek, diğer ikisi yaşayacak.
Bakalım, bu oyunun sonu nereye varacak?..
ilayda1521
BEN AYKIRIYIM BAYIM
Bir çiçeği koparmadan koklamayı bilmiyorsunuz bayım.
Bir kadınla sevişmeden sevmeyi,
Dövüşmeden barışmayı.
Siz insan olmayı hiç denemediniz bayım?
Ne güneşin küfür yemediği kaldı sizden ne yağmurun.
Çamurun içinden çıktık diyorsunuz ya hani,
Siz o çamuru bile kirlettiniz bayım.
Sanıyorsunuz ki dünya sizin etrafınızda dönüyor,
Ama sadece sanıyorsunuz bayım.
Yaşıyorsunuz ama yaşattığınız kaç umut kaldı elinizde.
Dilinizde hep aynı pelesenk olmuş kelimeler.
Kaç kitap okudunuz bayım?
Kaç güzel cümle çıkar ağzınızdan?
Kaç defa anlamaya çalıştınız kendinizi?
Yüzünüzü mosmor eden koca bir yalnızlığınız var,
Ama göremiyorsunuz.
Burnunuzun ucundayken doğru olan,
ilayda1521
Sen kırık parçaları al, ben yalanlarımı.
Gökyüzü karanlık bir bu gece yerde yıldızlar,
altında bir deniz.
Ben boğuluyorum karanlık suda
sen umutsun, denize yansıyan yıldızlarla.
Ben ölüyüm, sen canlı bir çiçek.
Korkarım, ölüm kokan ellerimin sana değmesinden.
Ben siyahım, sen de beyaz
biz olacak kadar yakın,
birbirimizi sevmeyecek kadar uzağız.
@PonineMockingjay tanrı ve kaos kitabının loki ve karakteri için yorumlar da yazdığım bir şiirdir