Dört duvarı ayna dolu
Zihnimin karanlık mahzenindeyim.
Her damla gözyaşı buğulandırır yansımaları,
Her gülüş hatırlatır bir anıyı...
Öyle sessiz, öyle soğuk ki,
Her yansımadan üzerime sızar bir çaresizlik.
Dilim düğümlenir, sözlerim karışır
Karanlık koridorlarda.
Kırık aynalardaki yüzler çehreme benzer,
Her biri ayrı nefes alan bir insan...
Donuk bakışlarla seyrederler beni.
Bir yara gibi sızlar zaman,
Bir çığlık kopar dudaklarımdan o an...
Aynalar parçalanır,
Gece yerini gündüze bırakır.
Güneş açar ışığını,
Yeni filizlenen bir umut tanesi gibi.
Oysa ben hâlâ mahkûmum,
Gece gündüz o soğuk koridorlara...
Dinler gecenin karanlığı beni,
Karanlıkta cırcır böceğinin melodisi.
Üzerime düşen bir gölge gibi ay,
Geriye kalan içimi daraltan bir sessizlik...
Zihnim mahkûm edildi uzak ülkelere,
Kalbim hâlâ esir göğüs kafesimde.
Ben sürgün edildim sessizliğe.
Gündüz yerine takarım geceyi bir maske misali,
Yara bere içinde bir ruhun her yeri,
Öyle kimsesiz, öyle sessiz ki...
Kopuyorum yavaş yavaş benliğimden,
Kopuyor ayın gümüş ipleri ellerimden.
Düşüyorum gecenin karanlığına,
Sonu olmayan dipsiz bir kuyuya...
Kopuyor kalbimden bir şeyler;
İsli eller parçalıyor göğüs kafesimi,
İsli elleriyle sarıyor beyaz hayallerimi.
Gözlerim hasret bu karanlıkta bir ışık damlasına.
Sessiz sessiz ayrılır benliğim...
Geriye kalan: Kırık aynada bir yabancı.