Tüm meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de diyor Hikmet, Bilge’ye yazdığı mektubunda. Hikmet’le en ortak yanımız bu, sanırım. Kaçmak, uzaklaşmak, alıp başını gitmek belki. Yapabildiğin başka hiçbir şey olmadığında ya da öyle zannettiğin anda; en doğru yol gibi geliyor bana. Gözyaşları çoğu zaman boşa akar bu hayatta. Öylece gözünden düşüp yanağından aşağı süzülür ve en fazla biraz ıslatır düştüğü yeri. Yapabildiği tek şey bu hayatta. Ne kimse görür bu yaşları ne de bir anlayan çıkar. Uzun süredir de yazıp yazıp siliyorum sürekli. Kalbimden, aklımdan geçenleri anlatmanın bir yolunu bulamıyorum çok uzun bir zamandır. Al işte, üzüleceğim bir şey daha çıktı! Kalemim, en büyük dostum olan kalemim bile terk etmiş beni. Yazıklar olsun! Geceleri böyle akıp gidiyor, gündüzleri hiç sormayın zaten. Ah, çok derin bir yara var kalbimde. Neresinden sarsam diğer yanından kanamaya devam ediyor. Yanlış anlamayın, bu gözyaşları da ondan hep. Yalnız kalıyorum bir süre buralarda. Büyük bir duygu seli vurdu kalbimin o küçük şehrine. Enkaz büyük dostlar, yaralı çok! Yalnız kalıyorum, diyorum. YALNIZ! Niye kimse anlamaz ki beni? Beni ne zaman biri anladı ki? Öyle kısa bir zaman değil ki bahsettiğim. Hayatın bana açtığı güzelliklerle dolu o kapı kapalı. Çalsam açan yok, gitsem anahtar. Ama hayatım işte. Sonunda güzellik de olsa kötülük de; hayatım gidiyor ya. Kafeleri kapattığımız o günlerden bahsediyorum. O alıp başını gitmeler, her şeyden kaçıp da saklandığım, o bana özel yer yani. Sığınağım. Gözyaşlarımı silen eller, yaralarımı saran pamuklar. E ben savunmasız kalıyorum böyle. Onu nasıl yapacaksın?