Hisler. Özellikle de bir insanın başka insana duyduğu o karmaşık, çoğu hastalıklı hisler. Tanrı'nın cennetinden kovduğu kural tanımaz insanoğlu bedelini aşkla mı ödüyor yoksa? Aşk cinsellik yaşayabileceğin insanlara duyulan bir şey değildir safi, aşk insanın bir insana beslediği hayranlıktan hatta bir fikre beslediği istekten aşk tüm hislerin zirvede yaşandığı, öyle ki aşktan gözünü kör edip aşık olduğunu bile göstermeyen odaklandığı tek şeyin o aşırı dopamin olmasını sağlayan şeydir. Dilini yutar, utanır, gözlerini kaçırır. Yemek yiyemez yanında her konuda dikkatli olmaya çalışıp tonla senaryo yazmaktan her şeyi batırdığının farkına bile varamaz. Hele bir de her şeyi batırdığını hissederse daha da dikkat etmeye çalışır daha da batırır. Sonunda karşısında ki insan onun bitmek bilmeyen ilgisine üzüntüsüne sanki tanrıymış gibi onu kusursuz görüp tapışına doyar, artık bundan vazgeçemiyor ama aynı zamanda bir başkasının da ona karşı bunları hissetmesini ister, aşık olunan bu ilahlaştırılma karşısında çok güçlü çok özel hisseder artık bir kişinin onu ilahi gördüğü gerçeğini unutur ve herkes tarafından öyle olacağını sanıp ona tapanı kendinden iter. Çünkü artık ona doymuştur. Bu sebepledir ki tüm bu sancılı süreci, geçmeyen hep iz bırakan iz olarak kalacak raddeye gelene kadar da acıdan kavrulan, durmadan tanrıya yalvarıp sayfalarca yazılar yazdıran bu şey ancak Tanrı'nın bir cezası olabilir.