intiharedendusunce
her sabah mahkeme daha ben uyanmadan kurulmus oluyor. perdelerin arasindan giren solgun isik sanik sandalyesinin uzerine dusuyor, ben daha yataktan kalkmadan hakkimda karar verilmis gibi. masanin ustunde bir dosya var, kalin degil, yine de acmaya korkuyorum. sayfalarin arasinda ne yazdigini biliyorum, cocukken yaptigim yanlislar, birinin yuzune bakarak sustugum anlar, yetemedigim seyler, yeterince iyi olmadigim gunler, hepsi annemin sesiyle yazilmis. sesi artik odada degil, sesin daha kotu bir yeri var, insanin icine yerlestigi yer. hakim koltuguna oturuyorum, karsida kendimi goruyorum, yuzum yorgun, ellerim masanin kenarinda, basim egik. sanik oldugumu bildigim halde savunma yapmiyorum, cunku mahkeme cok eski ve taniklar cok fazla, hatta bazilari artik yasamiyor ama yine de konusuyorlar. mutfaktan bir tabak sesi geliyor, dosyanin bir sayfasi cevriliyor, arilar tavandaki karanlik deliklerden iceri giriyor. nereden geldiklerini bilmiyorum, belki evin duvarlarinda hep vardilar, belki ben sustukca orada cogaldilar. ugultulari karar okunmadan onceki kalabaliga benziyor, herkes bir sey biliyor ama kimse ne bildigini soylemiyor. bir ari masanin uzerine konuyor, kanit gibi. ona dokunmuyorum. birazdan ucacak, biliyorum, ama ucmuyor. kanatlarinin sesi mahkemenin sessizligini bozacak kadar ince. hakim tokmagi eline aliyor, tokmak aslinda benim elim, bunu fark ettigimde gec oluyor. masaya vuruyorum, ses cikmiyor. bir daha vuruyorum, yine yok. karar vermek istiyorum ama hangi tarafta durdugumu unutuyorum. annemin sesi geliyor, daha iyisini yapabilirdin, bu kadar miydi, bunu da mi beceremedin.
intiharedendusunce
bu cumleleri artik ona ait olduklari icin degil, bende yasamaya devam ettikleri icin duyuyorum. insanin kendisine miras kalan en agir sey bir ev degil, bir bakis olabiliyor, aynaya bakarken yuzunden once kusurunu gormek, bir seyi yaparken sonucundan once yetersizligini dusunmek, dinlenirken bile bunu hak edip etmedigini sorgulamak. mahkeme bunun icin kurulmus. sucun ne oldugunu soylemiyor, sadece suclu oldugumu hatirlatiyor. dosyayi kapatmak istiyorum, parmaklarim kapagin kenarinda duruyor, fakat kapak kapanmiyor. icinden bir kagit daha kayiyor. bu kez benim el yazimla yazilmis, kucuk bir cocugun aceleyle yazdigi bir cumle gibi, iyi olmaya calistim. hakim onu okuyunca salonda bir hareketlenme oluyor. arilar birden susuyor. mutfaktan gelen ses kesiliyor. annemin sesi de susuyor. ilk defa mahkemenin sessizligini duyuyorum ve bu sessizlik korkunc degil, yalnizca bos. boslugun icinde ne yapacagimi bilmiyorum. cunku yillarca kendimi yargilamak bir gorev gibi surdu, her sabah yeniden suclamak, her gece yeni bir delil bulmak, kendi yuzume bakip eksigimi aramak, bunlarin hepsi bana verilmis bir is gibi. simdi kimse benden bir karar beklemiyor. hakim koltugunda oturan kisi kalkiyor, sanik sandalyesindeki kisi de kalkiyor, ikisinin ayni kisi oldugunu ilk kez bu kadar acik goruyorum. aramizda masa var sadece. o kadar yil boyunca asil uzaklik da bundan ibaretmis. bir masa, bir dosya, bir ses. dosyayi kapatiyorum. affetmek degil bu, unutmak hic degil. sadece karar vermeyi erteliyorum. belki mahkeme ilk kez ertelenebilir. arilar yeniden uguldamaya basliyor, bu kez daha uzaktan. aynada yuzume bakiyorum, annemin yuzunu aramiyorum. kendi yuzumde kendi sucumu bulmaya da calismiyorum. sabah ilerliyor, masa hala orada, dosya hala kapali. ben hala buradayim, ama bu kez kendimi sanik sandalyesine oturtmadan.
•
Reply