intiharedendusunce

kendimi ilk kez aynalarda degil, daginik bir gecenin ardinda buldum. yarisi tukenmis sigaralarin dumaninda, sabaha kadar acik kalmis pencerelerin sogugunda. sanki birileri beni yazmaya baslamis da tam en onemli yerinde vazgecmis gibiydi. ne tamamlanabilmis bir hikayeydim ne de tamamen silinmis bir taslak. sadece unutulmus bir yarimlik.
          	
          	bir zamanlar ezbere bildigim yollar bile beni tanimaz oldu. adimlarim hep ayni sokaklara cikti ama ben artik eski ben degildim. kaybolmak icin uzaklara gitmek gerekmiyormus; insan bazen kendi icinde kayboluyormus. bunu ogrendim.
          	
          	geceler uzadikca icimdeki bosluk da buyudu. uyku bir dinlenme degil, kisa sureli bir kacis oldu. gozlerimi her kapattigimda gecmis, kapimin onunde bekleyen bir yabanci gibi geri geldi. ne kadar gormezden gelirsem geleyim gitmedi.
          	
          	zamanla susmayi ogrendim. cunku anlattikca hafiflemiyor, aksine daha da agirlasiyordum. insanlar nasil oldugumu sordugunda ezberlenmis cevaplar verdim. iyiyim dedim. gecti dedim. alistim dedim. oysa hicbiri dogru degildi.
          	
          	kendime ait ne varsa yavas yavas eksilmeye basladi. once heveslerim gitti. sonra hayallerim. sonra da beni ben yapan seyler. geriye sadece yasamaya devam eden ama yasadigini hissedemeyen biri kaldi.
          	
          	bazen o kadar yoruldum ki sabah olmasini bile istemedim. yeni bir gunun ne getirecegini degil, benden ne goturecegini dusundum. her sey biraz daha eksiltti beni. her vedada biraz daha sessizlestim. her hayal kirikliginda biraz daha icten coktugumu hissettim.
          	
          	kimseye yuk olmamak icin kendi yukumun altinda ezildim. yardim edenleri kendimden uzaklastirdim. bana ulasmaya calisan herkese kapilarimi kapattim. cunku bir sure sonra insan, iyilesecegine olan inancini da kaybediyor.
          	
          	en kotusu de ne biliyor musun? bir gun acinin gecmesini beklemeyi birakiyorsun. onunla yasamayi ogreniyorsun. yaralar kapanmiyor, sadece tenine aitmis gibi durmaya basliyor. sonra herkes seni ayakta saniyor. oysa kimsenin gormedigi yerde, cok uzun zaman once yikilmis oluyorsun.

intiharedendusunce

ve bazi insanlar bir anda dagilmaz. yillar boyunca azar azar kirilir. kimse fark etmez. en sonunda geriye kalan seyin insan mi yoksa enkaz mi oldugunu ayirt etmek bile zorlasir.
Reply

intiharedendusunce

kendimi ilk kez aynalarda degil, daginik bir gecenin ardinda buldum. yarisi tukenmis sigaralarin dumaninda, sabaha kadar acik kalmis pencerelerin sogugunda. sanki birileri beni yazmaya baslamis da tam en onemli yerinde vazgecmis gibiydi. ne tamamlanabilmis bir hikayeydim ne de tamamen silinmis bir taslak. sadece unutulmus bir yarimlik.
          
          bir zamanlar ezbere bildigim yollar bile beni tanimaz oldu. adimlarim hep ayni sokaklara cikti ama ben artik eski ben degildim. kaybolmak icin uzaklara gitmek gerekmiyormus; insan bazen kendi icinde kayboluyormus. bunu ogrendim.
          
          geceler uzadikca icimdeki bosluk da buyudu. uyku bir dinlenme degil, kisa sureli bir kacis oldu. gozlerimi her kapattigimda gecmis, kapimin onunde bekleyen bir yabanci gibi geri geldi. ne kadar gormezden gelirsem geleyim gitmedi.
          
          zamanla susmayi ogrendim. cunku anlattikca hafiflemiyor, aksine daha da agirlasiyordum. insanlar nasil oldugumu sordugunda ezberlenmis cevaplar verdim. iyiyim dedim. gecti dedim. alistim dedim. oysa hicbiri dogru degildi.
          
          kendime ait ne varsa yavas yavas eksilmeye basladi. once heveslerim gitti. sonra hayallerim. sonra da beni ben yapan seyler. geriye sadece yasamaya devam eden ama yasadigini hissedemeyen biri kaldi.
          
          bazen o kadar yoruldum ki sabah olmasini bile istemedim. yeni bir gunun ne getirecegini degil, benden ne goturecegini dusundum. her sey biraz daha eksiltti beni. her vedada biraz daha sessizlestim. her hayal kirikliginda biraz daha icten coktugumu hissettim.
          
          kimseye yuk olmamak icin kendi yukumun altinda ezildim. yardim edenleri kendimden uzaklastirdim. bana ulasmaya calisan herkese kapilarimi kapattim. cunku bir sure sonra insan, iyilesecegine olan inancini da kaybediyor.
          
          en kotusu de ne biliyor musun? bir gun acinin gecmesini beklemeyi birakiyorsun. onunla yasamayi ogreniyorsun. yaralar kapanmiyor, sadece tenine aitmis gibi durmaya basliyor. sonra herkes seni ayakta saniyor. oysa kimsenin gormedigi yerde, cok uzun zaman once yikilmis oluyorsun.

intiharedendusunce

ve bazi insanlar bir anda dagilmaz. yillar boyunca azar azar kirilir. kimse fark etmez. en sonunda geriye kalan seyin insan mi yoksa enkaz mi oldugunu ayirt etmek bile zorlasir.
Reply

intiharedendusunce

ve sonra zaman akmaya devam etti. takvim yapraklari koptu, mevsimler degisti, insanlar geldi gecti. ama icimde duran o agirlik oldugu yerde kaldi. ne eksildi ne de hafifledi. sadece ben onu tasimaya alistim.
          
          bir sure sonra aci da ev gibi geliyor insana. yabancisi oldugun her seyi disari itiyorsun. huzur geldiginde tedirgin oluyorsun mesela. uzun sure firtinaya maruz kalan bir gemi gibi, sakin sulara guvenemiyorsun. her sessizligin ardinda kopacak bir felaket ariyorsun.
          
          aynadaki yuzum yavas yavas degisti. gozlerimin altinda biriken yorgunluk, yillarin biraktigi izlerden daha derindi. insanlar buyumeyi yas almak saniyor. ben buyumenin biraz da icinden eksilmek oldugunu ogrendim. her gecen yil bir seyler goturdu benden. bazen bir umut, bazen bir inanc, bazen de sabah uyanmak icin buldugum kucuk sebepler.
          
          artik kimseye anlatmaya calismiyorum. cunku bazi seylerin dili yok. insan ne kadar kelime biriktirirse biriktirsin, icindeki boslugu tarif edecek cumleyi bulamiyor. ben de sustum. icimde curuyen dusuncelerle bas basa kaldim. onlar buyudu, ben kuculdum.
          
          geceler hala uzun. hala bazi sabahlara hic uyumadan ulasiyorum. pencereden disari bakarken sehrin isigina degil, kendi karanligima daliyorum. sokaklar sessiz oluyor ama zihnim hic susmuyor. gecmis, unutulmak istemeyen bir hayalet gibi dolasiyor odanin icinde.
          
          insanlar zamanin her seyi iyilestirdigini soyluyor. bana kalirsa zaman sadece alistiriyor. yaranin ustunu ortuyor belki ama altinda ne varsa oldugu gibi kaliyor. bazen en ufak bir anida yeniden sizlamaya basliyor. sanki hic gecmemis gibi.
          
          ve ben uzun zamandir kendimi tasiyorum. omuzlarimda bir baskasi varmis gibi agir. gittigim her yere kendi enkazimi da goturuyorum. ne kadar uzaklasirsam uzaklasayim, ne kadar degismeye calisirsam calisayim, insan en cok kendinden kacamiyor.

intiharedendusunce

boylece bir gun daha bitiyor. bir gece daha sessizce ustumden geciyor. dunya donmeye devam ediyor. insanlar guluyor, planlar yapiyor, bir yerlere yetismeye calisiyor. ben ise icimde yillar once yarim kalmis bir seyin basinda bekliyorum. sanki bir gun geri donup tamamlanacakmis gibi. oysa bazen yarim kalan seyler tamamlanmiyor. sadece insanin icinde yavas yavas yok oluyor.
Reply

intiharedendusunce

bazen kendime baktigimda korkak biri goruyorum. bunu kimse bana soylemedi, kimse beni bununla suclamadi ama ben yillar boyunca bunu kendi kendime dusundum. cunku insanlar yasarken ben izliyormusum gibi hissediyorum. onlar yeni yerlere gidiyor, yeni insanlar taniyor, mutlu oluyor, hayal kirikligi yasiyor, tekrar deniyor. ben ise her seyin etrafinda dolasiyorum. sanki hayatin tam ortasinda duran bir kapinin onune kadar geliyor ama elim kapi koluna uzanmiyor.
          
          belki de en cok bundan utaniyorum. cunku ne yapmam gerektigini bilmiyor degilim. hangi adimi atmam gerektigini, hangi korkunun mantiksiz oldugunu, hangi dusuncenin gercegi yansitmadigini bazen ben de gorebiliyorum. buna ragmen duruyorum. ayaklarim geri cekilmiyor belki ama ilerlemiyor da.
          
          insanlar korkakligi genelde buyuk seylerle bagdastiriyor. benim korkakligim daha sessiz. bir daveti reddederken ortaya cikiyor. mutlu olmaya basladigim bir anda kendimi geri cekerken ortaya cikiyor. hayat bana biraz nefes alacak yer actiginda, o boslugu kendi ellerimle kapatirken ortaya cikiyor. kimse fark etmiyor belki ama ben hissediyorum.
          
          garip olan su ki, korktugum seyin ne oldugunu tam olarak ben de bilmiyorum. basima gelecek buyuk bir felaket yok. beni bekleyen kesin bir tehlike yok. ama yine de sanki gorunmeyen bir seyin yakinlarda olduguna inaniyorum. rahatladigimda huzursuz oluyorum. mutlu oldugumda tedirginlesiyorum. bir seyler yolunda gittiginde bunun uzun surmeyeceginden eminmisim gibi davraniyorum.

intiharedendusunce

bazen bunun yorgunlugunu iliklerime kadar hissediyorum. cunku surekli savunmada yasamak insanin ruhunu eskitiyor. her gun ayni savasi vermek, her ihtimali hesaplamak, her mutlulugun ardinda saklanan bir bedel aramak, zamanla insani kendi hayatinin misafiri haline getiriyor.
            
            ve bazen kendi kendime soruyorum. korkak olan ben miyim, yoksa korkularim mi benden daha buyuk hale geldi. cunku ne zaman yasamak istesem onlar konusuyor. ne zaman ilerlemek istesem onlar beni durduruyor. ne zaman biraz olsun iyi hissetsem kulagima egilip bunun guvenli olmadigini fisildiyorlar.
            
            belki de yillar sonra donup baktigimda en buyuk kaybimin basarisizliklarim olmadigini anlayacagim. belki en buyuk kaybim, hic yasamadigim anlar olacak. sirf korktum diye gitmedigim yollar, sirf endiselendim diye acmadigim kapilar, sirf kendime guvenemedigim icin yarim biraktigim hayatlar olacak.
            
            cunku bazen insanin hapishanesi duvarlardan olusmuyor. bazen insan kendi korkularinin icinde yasiyor. ve en aci tarafi, kapinin kilitli olmadigini bilmesine ragmen yine de disari cikamiyor.
Reply

intiharedendusunce

ben uzun zamandir kendimle ilgili fark ettigim bir durumun icinde yasiyorum. disaridan bakildiginda bunun ne kadar gorundugunu bilmiyorum ama zihnimin icinde surekli devam eden bir savas var. bu savasin en garip tarafi ise mutsuzlukla degil, mutlulukla ilgili olmasi. insanlar genellikle mutlulugu ulasilmasi gereken bir hedef olarak gorur. benim icin ise mutluluk bazen ulasilmasi gereken bir yerden cok, uzak durulmasi gereken bir sinir gibi hissettiriyor.
          
          cocuklugumdan beri kendimi tam anlamiyla guvende hissettigimi hatirlamiyorum. hayatim boyunca her zaman bir sonraki problemi dusunmeye, bir sonraki hayal kirikligini beklemeye ve her seye karsi hazir olmaya calistim. zamanla bu durum benim karakterimin bir parcasi gibi gorunmeye basladi. mutsuzluk, kaygi, endise ve huzursuzluk bana yabanci duygular degildi. aksine bunlar benim tanidigim, bildigim ve nasil davranacagimi ogrendigim duygulardi. bu nedenle mutsuz oldugum zamanlarda kendimi daha kontrollu hissediyordum. neyle karsi karsiya oldugumu biliyordum. canim yanarsa buna hazirdim. hayal kirikligina ugrarsam bununla nasil bas edecegimi tahmin edebiliyordum.
          
          fakat mutluluk boyle degildi. mutluluk benim icin bilinmeyen bir alandi. ne zaman gercek anlamda iyi hissetmeye baslasam, ne zaman hayatin icinde rahatlayip o anin tadini cikarmaya yaklassam, icimde aciklayamadigim bir huzursuzluk ortaya cikiyordu. sanki zihnim bana dikkatli olmami, fazla rahatlamamami ve kendimi kaptirmamami soyluyordu. mutlu oldugum her anin ardinda gorunmez bir tehdit varmis gibi hissediyordum. bunun mantiksiz oldugunu bilmeme ragmen, hissettigim sey gercekti. vucudum ve zihnim mutlulugu bir odul gibi degil, bir risk gibi algiliyordu.

intiharedendusunce

panik ataklarim ve kaygi duzeyim bu durumu daha da agirlastirdi. zihnim surekli tetikte kalmaya alisti. en kucuk ayrintilari fark etmeye, en uzak ihtimalleri bile hesaplamaya ve her durumun olumsuz sonucunu dusunmeye basladi. bazen benimle hic ilgisi olmayan olaylara bile gerektiginden fazla anlam yukluyordum. mantigimla bunun gerekli olmadigini bilsem de bedenim sanki buna inanmiyordu. zihnim bir tehlike ariyor, bulamadiginda ise yaratmaya calisiyordu. bu nedenle huzur bile bazen bana gercek disi geliyordu.
            
            konfor alanimin bu kadar guclu olmasinin nedeni de buydu. odam, yatagim, rutinlerim ve alisik oldugum hayat duzeni benim icin sadece rahatlik degil, ayni zamanda guvenlik anlamina geliyordu. yeni bir sey denemek, farkli insanlar tanimak, hayatin icine daha fazla karismak ya da kendimi gercek anlamda iyi hissetmek bile bazen tehlikeli gibi algilaniyordu. sanki mutlu olursam, rahatlar ve kendimi korumayi birakirsam basima kotu bir sey gelecek gibi hissediyordum.
            
            bugun geriye donup baktigimda, yasadigim seyin sadece kaygi olmadigini dusunuyorum. bu ayni zamanda yillar boyunca surekli tetikte yasamanin sonucu. zihnim kendini korumaya calisirken, beni hayatin kendisinden de uzaklastirmaya baslamis olabilir. mutsuzluk benim secimim degildi, sadece alistigim yerdi. mutluluk ise hak etmedigim bir sey degil, sadece yabancisi oldugum bir duyguydu. belki de yillardir verdigim en buyuk mucadele buydu. kotu hissetmekten kurtulmaya calismak degil, iyi hissetmenin guvenli olduguna kendimi inandirmaya calismak. cunku bazen insanin en buyuk korkusu aci cekmek degil, aci cekmeye o kadar alismis olmaktir ki huzurun gercek olabilecegine inanamaz hale gelmesidir.
Reply

intiharedendusunce

zamanla sunu fark ettim. ben mutluluktan korkmuyordum, mutlulugun kaybolmasindan korkuyordum. cunku bir seyin degerini hissettigim anda onu kaybetme ihtimali de gerceklesiyordu. mutlu oldugumda kaybedecek bir seyim oluyordu. huzurlu oldugumda bu huzurun bozulma ihtimali ortaya cikiyordu. bir seyi sevdigimde onu kaybetme ihtimali doguyordu. belki de bu nedenle zihnim en bastan kendini korumaya calisiyordu. fazla mutlu olmazsam fazla uzulmeyecegimi dusunuyordu. fazla umut etmezsem hayal kirikligina daha az ugrayacagimi saniyordu. fakat bunun bedeli, hayatin en guzel anlarini bile tam anlamiyla yasayamamak oldu.
            
            arkadas ortamlarinda bunu daha net fark etmeye basladim. insanlar eglenirken, gulup konusurken ve o anin icinde yasarken ben de onlar gibi olmaya calisiyordum. bir sureligine bunu basarabildigimi dusunuyordum. fakat daha sonra zihnim yine devreye giriyordu. ortada bir sorun yokken sorun aramaya basliyor, keyifli bir ortamda bile eksik olan seyi bulmaya calisiyordu. bazen istemeden ortamin enerjisini dusurecek seyler soyluyor, bazen de sadece icimde buyuyen huzursuzlugu bastirmaya calisiyordum. insanlar bunu fark etmese bile ben fark ediyordum. mutlu olmama izin vermeyen bir tarafim oldugunu hissediyordum.
Reply

intiharedendusunce

zamanin her seyi iyilestirdigi soylenir. belki bazi seyleri susturur. bazi hatiralarin rengini soldurur. fakat tamamlanmamis olanlara dokunamaz. cunku zaman, ancak son bulmus seyleri gecmise donusturebilir. yarim kalmis olanlar ise gecmise ait olmayi reddeder. yillar gecse de ilk gunku kadar yakin hissedilirler. sanki aradan gecen zaman degil de yalnizca takvim yapraklari degismistir.insani en cok yoran seylerin basinda da bu gelir. yasanmis olanin agirligi degil, yasanmis olabilecek olanin golgesi. soylenmis sozlerden ziyade soylenmeyenler. verilmis kararlardan cok ertelenmis olanlar. cunku kesinlik, ne kadar can yakarsa yaksin, insanin onune bir yol birakir. belirsizlik ise yolu da yonu de elinden alir. geriye yalnizca ihtimaller kalir. ve ihtimaller, sanildigindan cok daha agirdir. zira her biri baska bir hayatin mumkun oldugunu fisildar. her biri baska bir sonun yasanabilecegini hatirlatir. insan donup donup ayni dusuncelerin etrafinda dolasirken aslinda bir cevabi degil, bir sukutu arar. zihni susturacak, o yarim kalmisligin etrafina bir cerceve cizecek bir kesinligi.

intiharedendusunce

kendi kafamin icinde yasiyor olsaydim sanirim ilk once sessizlikten korkardim. cunku insanin kendi zihni disaridan gorundugu gibi bir yer degil. disaridan bakinca sadece dusuncelerden ibaret saniyorsun ama icine girdiginde anliyorsun; orasi yarim kalmis cumlelerin, gomulmus kirginliklarin ve yillar once olup bitmis seylerin hala curumeden bekledigi uzun bir koridor gibi.bazen gece herkes uyudugunda zihnimin icinde birileri yuruyor saniyorum. eski sesler. eski bakislar. artik hayatimda olmayan insanlarin bile golgesi bir yerlerde yasamaya devam ediyor. insan unutuyor saniliyor ama hicbir sey tamamen kaybolmuyor. sadece daha derine cokuyor. sonra hic beklenmedik bir anda, bir sarki arasindan ya da camdan giren soguk bir ruzgarin icinden yeniden cikiyor. en agir olan sey ise insanin kendinden kacacak bir yeri olmamasi galiba. baska sehirlere gidiliyor, baska insanlara sariliyor, yeni masalara oturuluyor ama insan kendi zihnini de beraberinde tasiyor. nereye gidersem gideyim, icimde benimle ayni hizda yuruyen bir sey var. bazen susturamadigim bir dusunce, bazen nedenini bile bilmedigim bir bosluk hissi.
          ve kimse bilmiyor ama insan en cok kendi kafasinin icinde yoruluyor. disaridan sakin gorunen biri, icinde saatlerdir ayni cumleyi tekrar ediyor olabiliyor. bazen sadece bir kelime butun gunu karartmaya yetiyor. bazen de gecmis, kapanmamis bir pencere gibi gece boyunca iceri soguk bir hava birakiyor. yine de zihnimin icinde tamamen karanlik olmayan yerler de var. kimseye anlatmadigim hayaller mesela. cok yoruldugum anlarda bile icimde olenmeyen o kucuk umut. bir gun birinin beni tum karmasikligimla anlayabilecegine dair o sessiz ihtimal. belki de insan bu yuzden tamamen dagilmiyor. cunku insanin ici bazen bir harabe gibi gorunse bile, en dipte mutlaka yasamaya devam eden bir sey kaliyor. adini koyamadigin, dokunamadigin ama hala orada oldugunu bildigin bir sey. belki umut degil. belki huzur da degil. ama insanin tamamen yok olmasini engelleyen o son kirinti gibi.

intiharedendusunce

bugün içimde taşınan şeylerin ağırlığına bir isim veremedim sanki her biri tek başına önemsizmiş gibi duran düşünceler bir araya gelince göğsümün ortasında görünmeyen bir yığına dönüştü. masanın başında oturuyorum önümde açık kitaplar var altı çizilmiş cümleler ama zihnim başka bir yerde kelimeler gözlerimden geçiyor ama içeri girmiyor.
          kalbim bazen ansızın ritmini değiştiriyor. korkudan değil biliyorum bu içimde biriken şeylerin taşması gibi sanki vücudum benden önce konuşuyor. midemde ince bir sıkışma başımda dağılıp toplanan bir ağırlık hepsi bana aynı şeyi söylüyor fazlayım kendime.bugün kimseyi aramadım aramadığım için içimde büyüyen o tuhaf his yaptığım şeyden daha büyük oysa biliyorum ben konuşarak değil yazarak var oluyorum. sesim düşüncelerimin gerisinde kalıyor kelimelerim ancak yazıya döküldüğünde kendine yer buluyor ama yine de bir yerlerde olmam gereken biri varmış gibi hissediyorum. daha farklı daha uyumlu daha kolay biri. bütün bunların ortasında en çok da kendime yabancılaşıyorum. aynaya bakınca tanıdık bir yüz görüyorum ama içimdeki kişi biraz geride kalmışgibi. sanki hayatımın birkaç adım dışından kendimi izliyorum. ne tam içindeyim ne de tamamen dışında.bunlar kelimlerde kalmış şeyler olmaması beni daha da yıpratıyor. somut olarak kendimi tanımıyorum. bugün sadece çalıştım ya da çalışmaya çalıştım aslında yaptığım şey düşünmemek için bir şeylere tutunmaktı çünkü düşünürsem içimdeki o karanlık çekim gücü beni biraz daha içine alacakmış gibi geliyor bu yüzden sayfaların arasında kalmayı seçtim. belki yarın daha hafif olurum belki olmaz ama bugün sadece böyleyim

intiharedendusunce

vakit içimde düz bir yol değildir artık, dönemeçli ve karanlık bir geçittir; ben yürüdükçe daralır, durdukça ağırlaşır. gönlümde sakladıklarım sözle değil sükûtla beslenir, çünkü her hâl anlatılmak istemez, bazıları yalnızca taşınır. kalbim sinemde bir yük gibi durur, ne yerini bulur ne de terk eder; ben bu bedeni kâh emanet kâh borç bilirim. insanın kendine yabancılaşması bir anda olmaz, yavaş yavaş olur; önce heves eksilir, sonra ses, en son da niyet. ben hayata küs değilim, yalnızca temkinliyim; sevinci geciktirir, ümidi tartar, kalbimi ihtiyatla saklarım. nefes aldığımı sanırken içimde bir şeyler çözülür, her soluk biraz daha eksiltir beni; fakat ben dağılmayı düşmek sanmam, bu dağılma bir bekleyiştir, bir alış, bir susuş hâlidir. vakit ilerlerken ben kendi içimde geri çekilirim; çünkü bazı insanlar yürüyerek değil, eksilerek var olur, eksilerek durur, eksilerek susar.