intiharedendusunce

her sabah mahkeme daha ben uyanmadan kurulmus oluyor. perdelerin arasindan giren solgun isik sanik sandalyesinin uzerine dusuyor, ben daha yataktan kalkmadan hakkimda karar verilmis gibi. masanin ustunde bir dosya var, kalin degil, yine de acmaya korkuyorum. sayfalarin arasinda ne yazdigini biliyorum, cocukken yaptigim yanlislar, birinin yuzune bakarak sustugum anlar, yetemedigim seyler, yeterince iyi olmadigim gunler, hepsi annemin sesiyle yazilmis. sesi artik odada degil, sesin daha kotu bir yeri var, insanin icine yerlestigi yer. hakim koltuguna oturuyorum, karsida kendimi goruyorum, yuzum yorgun, ellerim masanin kenarinda, basim egik. sanik oldugumu bildigim halde savunma yapmiyorum, cunku mahkeme cok eski ve taniklar cok fazla, hatta bazilari artik yasamiyor ama yine de konusuyorlar. mutfaktan bir tabak sesi geliyor, dosyanin bir sayfasi cevriliyor, arilar tavandaki karanlik deliklerden iceri giriyor. nereden geldiklerini bilmiyorum, belki evin duvarlarinda hep vardilar, belki ben sustukca orada cogaldilar. ugultulari karar okunmadan onceki kalabaliga benziyor, herkes bir sey biliyor ama kimse ne bildigini soylemiyor. bir ari masanin uzerine konuyor, kanit gibi. ona dokunmuyorum. birazdan ucacak, biliyorum, ama ucmuyor. kanatlarinin sesi mahkemenin sessizligini bozacak kadar ince. hakim tokmagi eline aliyor, tokmak aslinda benim elim, bunu fark ettigimde gec oluyor. masaya vuruyorum, ses cikmiyor. bir daha vuruyorum, yine yok. karar vermek istiyorum ama hangi tarafta durdugumu unutuyorum. annemin sesi geliyor, daha iyisini yapabilirdin, bu kadar miydi, bunu da mi beceremedin. 

intiharedendusunce

bu cumleleri artik ona ait olduklari icin degil, bende yasamaya devam ettikleri icin duyuyorum. insanin kendisine miras kalan en agir sey bir ev degil, bir bakis olabiliyor, aynaya bakarken yuzunden once kusurunu gormek, bir seyi yaparken sonucundan once yetersizligini dusunmek, dinlenirken bile bunu hak edip etmedigini sorgulamak. mahkeme bunun icin kurulmus. sucun ne oldugunu soylemiyor, sadece suclu oldugumu hatirlatiyor. dosyayi kapatmak istiyorum, parmaklarim kapagin kenarinda duruyor, fakat kapak kapanmiyor. icinden bir kagit daha kayiyor. bu kez benim el yazimla yazilmis, kucuk bir cocugun aceleyle yazdigi bir cumle gibi, iyi olmaya calistim. hakim onu okuyunca salonda bir hareketlenme oluyor. arilar birden susuyor. mutfaktan gelen ses kesiliyor. annemin sesi de susuyor. ilk defa mahkemenin sessizligini duyuyorum ve bu sessizlik korkunc degil, yalnizca bos. boslugun icinde ne yapacagimi bilmiyorum. cunku yillarca kendimi yargilamak bir gorev gibi surdu, her sabah yeniden suclamak, her gece yeni bir delil bulmak, kendi yuzume bakip eksigimi aramak, bunlarin hepsi bana verilmis bir is gibi. simdi kimse benden bir karar beklemiyor. hakim koltugunda oturan kisi kalkiyor, sanik sandalyesindeki kisi de kalkiyor, ikisinin ayni kisi oldugunu ilk kez bu kadar acik goruyorum. aramizda masa var sadece. o kadar yil boyunca asil uzaklik da bundan ibaretmis. bir masa, bir dosya, bir ses. dosyayi kapatiyorum. affetmek degil bu, unutmak hic degil. sadece karar vermeyi erteliyorum. belki mahkeme ilk kez ertelenebilir. arilar yeniden uguldamaya basliyor, bu kez daha uzaktan. aynada yuzume bakiyorum, annemin yuzunu aramiyorum. kendi yuzumde kendi sucumu bulmaya da calismiyorum. sabah ilerliyor, masa hala orada, dosya hala kapali. ben hala buradayim, ama bu kez kendimi sanik sandalyesine oturtmadan.
• Reply

intiharedendusunce

her sabah mahkeme daha ben uyanmadan kurulmus oluyor. perdelerin arasindan giren solgun isik sanik sandalyesinin uzerine dusuyor, ben daha yataktan kalkmadan hakkimda karar verilmis gibi. masanin ustunde bir dosya var, kalin degil, yine de acmaya korkuyorum. sayfalarin arasinda ne yazdigini biliyorum, cocukken yaptigim yanlislar, birinin yuzune bakarak sustugum anlar, yetemedigim seyler, yeterince iyi olmadigim gunler, hepsi annemin sesiyle yazilmis. sesi artik odada degil, sesin daha kotu bir yeri var, insanin icine yerlestigi yer. hakim koltuguna oturuyorum, karsida kendimi goruyorum, yuzum yorgun, ellerim masanin kenarinda, basim egik. sanik oldugumu bildigim halde savunma yapmiyorum, cunku mahkeme cok eski ve taniklar cok fazla, hatta bazilari artik yasamiyor ama yine de konusuyorlar. mutfaktan bir tabak sesi geliyor, dosyanin bir sayfasi cevriliyor, arilar tavandaki karanlik deliklerden iceri giriyor. nereden geldiklerini bilmiyorum, belki evin duvarlarinda hep vardilar, belki ben sustukca orada cogaldilar. ugultulari karar okunmadan onceki kalabaliga benziyor, herkes bir sey biliyor ama kimse ne bildigini soylemiyor. bir ari masanin uzerine konuyor, kanit gibi. ona dokunmuyorum. birazdan ucacak, biliyorum, ama ucmuyor. kanatlarinin sesi mahkemenin sessizligini bozacak kadar ince. hakim tokmagi eline aliyor, tokmak aslinda benim elim, bunu fark ettigimde gec oluyor. masaya vuruyorum, ses cikmiyor. bir daha vuruyorum, yine yok. karar vermek istiyorum ama hangi tarafta durdugumu unutuyorum. annemin sesi geliyor, daha iyisini yapabilirdin, bu kadar miydi, bunu da mi beceremedin. 

intiharedendusunce

bu cumleleri artik ona ait olduklari icin degil, bende yasamaya devam ettikleri icin duyuyorum. insanin kendisine miras kalan en agir sey bir ev degil, bir bakis olabiliyor, aynaya bakarken yuzunden once kusurunu gormek, bir seyi yaparken sonucundan once yetersizligini dusunmek, dinlenirken bile bunu hak edip etmedigini sorgulamak. mahkeme bunun icin kurulmus. sucun ne oldugunu soylemiyor, sadece suclu oldugumu hatirlatiyor. dosyayi kapatmak istiyorum, parmaklarim kapagin kenarinda duruyor, fakat kapak kapanmiyor. icinden bir kagit daha kayiyor. bu kez benim el yazimla yazilmis, kucuk bir cocugun aceleyle yazdigi bir cumle gibi, iyi olmaya calistim. hakim onu okuyunca salonda bir hareketlenme oluyor. arilar birden susuyor. mutfaktan gelen ses kesiliyor. annemin sesi de susuyor. ilk defa mahkemenin sessizligini duyuyorum ve bu sessizlik korkunc degil, yalnizca bos. boslugun icinde ne yapacagimi bilmiyorum. cunku yillarca kendimi yargilamak bir gorev gibi surdu, her sabah yeniden suclamak, her gece yeni bir delil bulmak, kendi yuzume bakip eksigimi aramak, bunlarin hepsi bana verilmis bir is gibi. simdi kimse benden bir karar beklemiyor. hakim koltugunda oturan kisi kalkiyor, sanik sandalyesindeki kisi de kalkiyor, ikisinin ayni kisi oldugunu ilk kez bu kadar acik goruyorum. aramizda masa var sadece. o kadar yil boyunca asil uzaklik da bundan ibaretmis. bir masa, bir dosya, bir ses. dosyayi kapatiyorum. affetmek degil bu, unutmak hic degil. sadece karar vermeyi erteliyorum. belki mahkeme ilk kez ertelenebilir. arilar yeniden uguldamaya basliyor, bu kez daha uzaktan. aynada yuzume bakiyorum, annemin yuzunu aramiyorum. kendi yuzumde kendi sucumu bulmaya da calismiyorum. sabah ilerliyor, masa hala orada, dosya hala kapali. ben hala buradayim, ama bu kez kendimi sanik sandalyesine oturtmadan.
• Reply

intiharedendusunce

dosya kapali duruyor ama kapali bir dosyanin da agirligi oldugunu o sabah ogrendim. masanin uzerinde duran sey kagit degildi sanki, yillar boyunca kendime soyledigim butun cumlelerin agirligiydi. elimizi bir kez kirleten bir seyi yikamak kolay sanilir, oysa bazi lekeler insanin bakisina yerlesiyor. ben de kendime oyle bakmaya alismistim, bir hata arar gibi, bir acik bulur bulmaz oradan iceri girmek ister gibi. hakim kalkmisti ama mahkeme dagilmamisti, cunku mahkeme artik odanin icinde degil, bakisin kendisindeydi. aynaya her baktigimda yeniden kuruluyordu. bir goz diger gozu inceliyor, bir el diger elin titremesini kayda geciriyor, dudaklar bile tanik olarak susuyordu. masanin kenarinda duran dosyaya yeniden uzandim. acmadim, sadece parmagimi kapaginin uzerinde gezdirdim. toz vardi, ince ve gri, sanki yargilanmaktan yorulmus butun yillar oraya birikmis. o sirada arilardan biri dosyanin ustune kondu, sonra digeri, sonra bir baskasi. kovandan tasan o ugultu odanin icini doldurdukca anladim ki bazi sesler susturulmuyor, sadece insanin icine yerlestiriliyor. annemin sesi yine geldi, bu kez daha uzaktan, eski bir evin duvarlarindan sizan bir yanki gibi. sesin kendisi degismemisti, benim onu duyma bicimim degismisti. eskiden emir gibi gelen seyler simdi birer yankiydi, ama yankinin da insani yorabilen bir agirligi vardi. onu susturmaya calismadim, cunku susturmak yine ayni mahkemeye hizmet edecekti. bu kez dinledim, cumlenin basladigi yeri, nerede sertlestigini, nerede benim sesime donustugunu, sonra nerede kayboldugunu. arilar daha da yaklasti. ugultulari kafamin icinde birbirine karisti, sanki yillar boyunca soyledigim her sert cumleyi kovandan alip geri getiriyorlardi. birer birer kulagima birakiyor, sonra tekrar havalanip baska bir cumle ariyorlardi.

intiharedendusunce

kacmak istedim ama mahkemenin kapisi yoktu. cunku kapinin kendisi bendim. ne tarafa donsem yine ayni salona cikiyordum. masanin uzerindeki dosya acilmadan da okunabiliyordu artik. icindeki butun sayfalari ezberlemistim. suc, yetersizlik, korku, susmak, yetmemek. bunlarin hicbiri benim tarafimdan yazilmamis olsa bile imzam sayfanin altinda duruyordu. kalemi elime aldim ve ilk kez dosyaya yeni bir sey yazdim. beraat degil, af degil, unutmak hic degil. sadece su cumleyi yazdim. beni bir daha kendi sesimle cezalandirma. sonra kalemi biraktim. fakat mahkeme yine susmadi. arilar kovana dondu, ugultulari duvarlarin icinde kaldi. ben de anladim ki mahkeme bitmemisti, sadece hakim degismisti. bundan sonra karsima oturan kisi annemin sesiyle konusmayacakti. benim sesimle konusacakti ve bu daha korkuncuydu. cunku artik bahanem kalmamisti. aynaya baktim. yuzumu tanidim. bu kez kacacak bir kusur bulamadim. bu iyi bir sey degildi, sadece yeni bir baslangicin ne kadar sessiz oldugunu gosteriyordu. dosyayi kapattim ve odadan ciktim. arilar arkamdan gelmedi, fakat ugultulari icimde kaldi. insan bazen mahkemeden kurtulmuyor, sadece kendi aleyhine delil toplamayi birakiyor. ben de o gun ilk kez kendimi aklamadan, kendimi mahkum etmeden, oldugum yerde biraktim. ama masanin uzerinde dosyanin altinda tek bir kagit kalmisti. uzerinde tek bir cumle vardi. karar verilmedi. cunku karar verecek kadar masum da degilsin, suclu da. sadece hala buradasin ve bununla ne yapacagini artik sen bileceksin.
• Reply

intiharedendusunce

bu kez benim el yazimla yazilmis, kucuk bir cocugun aceleyle yazdigi bir cumle gibi, iyi olmaya calistim. hakim onu okuyunca salonda bir hareketlenme oluyor. arilar birden susuyor. mutfaktan gelen ses kesiliyor. annemin sesi de susuyor. ilk defa mahkemenin sessizligini duyuyorum ve bu sessizlik korkunc degil, yalnizca bos. boslugun icinde ne yapacagimi bilmiyorum. cunku yillarca kendimi yargilamak bir gorev gibi surdu, her sabah yeniden suclamak, her gece yeni bir delil bulmak, kendi yuzume bakip eksigimi aramak, bunlarin hepsi bana verilmis bir is gibi. simdi kimse benden bir karar beklemiyor. hakim koltugunda oturan kisi kalkiyor, sanik sandalyesindeki kisi de kalkiyor, ikisinin ayni kisi oldugunu ilk kez bu kadar acik goruyorum. aramizda masa var sadece. o kadar yil boyunca asil uzaklik da bundan ibaretmis. bir masa, bir dosya, bir ses. dosyayi kapatiyorum. affetmek degil bu, unutmak hic degil. sadece karar vermeyi erteliyorum. belki mahkeme ilk kez ertelenebilir. arilar yeniden uguldamaya basliyor, bu kez daha uzaktan. aynada yuzume bakiyorum, annemin yuzunu aramiyorum. kendi yuzumde kendi sucumu bulmaya da calismiyorum. sabah ilerliyor, masa hala orada, dosya hala kapali. ben hala buradayim, ama bu kez kendimi sanik sandalyesine oturtmadan.
• Reply

intiharedendusunce

kendimi bir suredir kendi hayatimin icinde degil de birinin masasinda unutulmus bir esya gibi buluyorum. gunler birbirine eklenmiyor, ust uste devriliyor yalnizca. nereye koyuldugumu biliyorum fakat oraya nasil geldigimi bilmiyorum. sabah kalkiyorum, ayni yuzle ayni isleri yapiyorum, insanlarla konusuyorum, bir seylere cevap veriyorum, gulmem gereken yerde guluyorum. yine de butun bunlarin icinde rahatsiz edici bir yan var. benden beklenen kisiyi cok uzun zamandir kusursuz bicimde oynuyorum da rolun kendisi yavas yavas beni icine cekiyor sanki. kendi adimi soylesem bile bana ait degilmis gibi geliyor. insan kendi adina bile yabancilasabiliyormus, bunu kimse anlatmiyor. dunyanin devam etmesi insanin icindeki karmasayi daha da sacma hale getiriyor. icinde bir seylerin yikildigini dusunurken disarida kimsenin bunu fark etmemesi degil mesele. asil mesele yikintinin bile sana ait olup olmadigindan emin olamamak. markete gidiyorsun, birileri sana yol veriyor, telefonuna bildirim geliyor, bir kapinin zilini duyuyorsun, disarida bir arac geciyor. her sey kendi sirasi icinde ilerliyor. insanin icindeki duzensizlige kimse haber vermiyor. biriktirdigim seylerin hangisi bana ait bilmiyorum artik. birinin bana bakisindan kendime bicmis oldugum anlamlar, baskalarindan kalan cumleler, bir zamanlar ciddiye aldigim korkular, hic gerceklesmemis ihtimaller, yarim yamalak inanislar. hepsi birbirine karismis. dokunmuyorum. bir seyi cekip almak istesem digerleri de onunla birlikte gelecekmis gibi geliyor. masanin kenarinda unutulmus sigaranin kulune bakiyorum, ince bir duman havada dagilirken bir seyin nasil bu kadar kolay bicim degistirebildigini dusunuyorum. az once elimde olan sey birkac dakika icinde gri bir tabakaya donusuyor, dokunsam dagilacak kadar hafif, yine de butun odaya kokusunu birakacak kadar inatci.

intiharedendusunce

insan bazen yolunu kaybetmez. yolun kendisine ait olmadigini fark eder. o an nereye gidecegini degil, bugune kadar neden oraya gittigini dusunmeye baslar. benim icimde de aylardir cevapsiz duran sey bu. nereye ait oldugumu sormuyorum artik. hangi hayat bana ait, onu da sormuyorum. bunca zamandir kendi sandigim seylerin kac tanesinin bana sonradan verildigini dusunuyorum. cevabi buldukca icim rahatlamiyor, daha da karisiyor. belki aradigim sey hicbir zaman bir cikis degildi. belki insanin kendisine ulasmasi diye bir sey yok. butun omrunu kendi icinden gecen yabanci bir kalabaligin arasinda, hangisinin kendi sesi oldugunu anlamaya calisarak geciriyor insan. ben de tam olarak bunu yapiyorum. susmuyorum. sadece hangisinin beni konusturdugunu bilmiyorum. ayirt edemiyorum.
• Reply

intiharedendusunce

duzenlemek istemiyorum. duzen dedigimiz seyin biraz da insanin kendine anlattigi buyuk bir yalan oldugunu dusunuyorum. cekmeceleri topluyoruz, odalari havalandiriyoruz, eski kagitlari atiyoruz. zihnin de boyle temizlenecegini saniyoruz. calismiyor. insanin icinde kullanilmis esyalar gibi duran seyler var. saklamaya degmeyecek kadar agir, atmaya kiyilmayacak kadar anlamsiz. gece oldugunda hepsi yer degistiriyor. sigara dumaninin tavana dogru cikarken kendi yolunu bulmasi gibi, bir aninin sonu baska bir yilin basina baglaniyor, bir dusunce digerinin icine giriyor, hic tanimadigim birinin sesi yillar once soyledigim bir cumleyi hatirlatiyor. kendi icimde bir arsiv memuru gibi dolasiyorum fakat hangi dosyanin bana ait oldugunu bilmiyorum. aradigim sey de belli degil zaten. bir cevap aramiyorum. cevap fikrinden bile yoruldum. her seyin bir nedeni olduguna inaninca insan kendisini de aciklanabilir bir nesneye ceviriyor. ben aciklanmak istemiyorum. kendimi anlamak konusunda bile icimde buyuk bir isteksizlik var. cunku anladigim her sey biraz daha gercek olacak. kimi duygulari adlandirmamak onlarin yoklugundan degil, varliklarinin kesinlesmesinden korktugum icin. adini koymadigim surece daginik kalabiliyorlar. daginik olan sey insani daha az incitiyor. belki butun mesele bu. toparlanmamak icin kendime fark ettirmeden buyuttugum bir duzensizlik var. her sey biraz egri dursun istiyorum. bir esya yerinden oynasin, bir cumle yarida kalsin, bir gun plansiz bitsin. kusursuz bicimde surdurulen hayat fikri bana artik bir baskasinin uydurdugu uzun bir masal gibi geliyor. o masalin icinde yasiyorum fakat hikayenin neresinde oldugumu bilmiyorum. elimde kalan tek kesinlik, kendime dondugum her seferde biraz daha fazla kaybolmam.
• Reply

intiharedendusunce

ayni kapinin koluna her dokunusumda degisen tek seyin elim oldugunu dusunuyorum. metal hep ayni soguklukta duruyor. koridor ayni uzunlugu israrla koruyor. duvarlar birbirlerine ne yaklasiyor ne uzaklasiyor. degisen dedikleri seyin ne oldugunu uzun zamandir anlayamiyorum. eskimekle degismek ayni sey degil. biri usulca birikiyor oburu hep erteleniyor. eve her donusumde ayni hava yuzume carpiyor. neye benzedigini bir turlu soyleyemiyorum. uzun yillar acilmamis bir cekmecenin icinde bekleyen kagitlar gibi. kimsenin yuksek sesle dile getirmedigi seylerin de bir kokusu varsa evler onu sakliyor olmali. sandalyeler oturanlari degil kalkamayanlari hatirliyor. masalar ustlerine birakilan bardaklari degil yarim kalan cumleleri tasiyor. saat calisiyor ama odalar zamana ortak olmuyor. gunler disarida ilerliyor eve girince birbirinin ustune kapanip ayni gunu yeniden kuruyorlar. takvim kendi isini hic aksatmamis. sayfalar dusmus. mevsimler birbirine karismis. disarida bir suru hayat kurulmus bir suru hayat dagilmis. butun bunlar olurken ben sanki ayni cumlenin icinde oyalanmisim. acele ettigim de oldu durdugum da ama ikisi de ayni yere cikti. simdi canimi acitan sey gec kalmis olmak degil. gec kalmayi zamanla dogal bulmus olmak. beklemek o kadar uzun surmus ki beklemedigim bir gunun nasil gorunecegini unutmusum. en garibi de bu degil. en garibi hicbir seyin bir anda olmamasi. insani buyuk kirilmalar degil goz alismalari degistiriyor. ayni pencereyi her sabah acmak. ayni sessizligi fark etmeden dinlemek. ayni dusunceyi artik kendinden ayiramamak. tasin suya yenildigini kimse gormuyor. herkes son haline bakiyor. oysa tasi degistiren son damla degil ondan once gelen binlercesi. geriye dogru baktigimda aklima ilk gelen sey gecen yillar olmuyor. gecmeyen gunler oluyor. bunun telafisi var mi bilmiyorum. aklimi kurcalayan sey de gecmis degil.

intiharedendusunce

omrun bir noktadan sonra yasananlarla degil tekrar edilenlerle olculmeye baslamasi. bu yuzden bazi insanlar yaslanmiyor. sadece ayni gunu gerektiginden fazla yasiyor.
• Reply

intiharedendusunce

bazi evlerde insan buyumez. sadece nasil durmasi gerektigini ogrenerek yillar gecirir. ne zaman susulacagini. ne zaman hakli olsa bile geri cekilecegini. ne zaman kendi cumlesini yarida birakip baskasinin derdini dinleyecegini. sonra bunlar karakter sanilir. oysa uzun sure tekrar edilen seylerin cogu secim degildir. insan zamanla kendi sesini kisinca huzurun geldigine inanir. daha az soru sorar. daha az ister. daha az uzulur. sonunda kendine ait olan seyleri bile sessizce icinde yasamaya baslar. disaridan bakildiginda olgun gorunur. iceriden bakildiginda ise neyi sevdigini neye kizdigini neyi ozledigini dusunmeye hic vakit bulamamis biridir. cunku omrunun buyuk bir kismini baskalarinin duygularina yer acararak gecirmistir. herkesi anlamaya calisirken kendine donup bakmayi unutmustur. bir gun aynaya baktiginda yabanci bir yuzle karsilasmasinin nedeni de bu degildir zaten. yabanci olan yuzu degil. yillarca hic tanimaya calismadigi kendisidir. insan kendinden uzaklasinca bunu bir anda fark etmiyor. her gun cok kucuk bir parcasini geride birakiyor. sonunda eksilen sey umut ya da sevinc olmuyor. merak oluyor. cunku insan en sona ise kendini merak etmeyi birakiyor.

intiharedendusunce

herkes gercegi aradigini soyluyor ama bana kalirsa insanlar gercekten cok kendi fikirlerini dogrulayacak bir cumle ariyor. cunku gercek dedigimiz sey cogu zaman huzursuz eder. insan bir seyin dogru oldugunu ogrendiginde degil kendi kurdugu dunyanin eksik oldugunu fark ettiginde sarsilir. belki de bu yuzden kimse fikrini degistirmek istemiyor. fikir degistirmek yeni bir dusunce edinmek degil eski benligini toprağa gommek gibi geliyor. oysa insan en cok kendi cumlelerine baglaniyor. dun soyledigini bugun reddederse sanki kendini de reddedecek saniyor. halbuki en buyuk yanilgi burada basliyor. cunku dusuncelerimiz bize ait olabilir ama biz dusuncelerimize ait olmak zorunda degiliz. ne garip ki insanlar bir omur boyunca degismemeyi karakter saniyor. ben ise tam tersini dusunuyorum. hic degismeyen bir zihin ya hic dusunmemistir ya da dusunmekten korkmustur. cunku dusunmek guvenli degildir. dusunmek insanin kendi icindeki duvarlari tek tek yikmasidir. her yikilan duvarin ardindan yeni bir bosluk cikar. o bosluk ise cevaptan cok sessizlik sunar. insanlar sessizlikten nefret ediyor. bu yuzden surekli konusuyorlar. surekli bir seyler anlatiyorlar. bir fikrin icinde yasamak yerine onu slogan haline getiriyorlar. bana sorarsan bir insanin neye inandigindan cok neden bu kadar emin oldugu ilginc. cunku kesinlik cogu zaman bilgiden degil korkudan besleniyor. belirsizlige tahammul edemeyen zihin kendine duvarlar insa ediyor sonra da o duvarlara ev diyor. belki de bu yuzden ayni cumleleri tekrar edip duruyoruz. baskalarini ikna etmek icin degil kendi sesimizin hala inandirici olup olmadigini anlamak icin. insan bazen baskasiyla tartismiyor. sadece kendi suphesinin yankisini bastirmaya calisiyor.

intiharedendusunce

bir insani kaybetmenin tek yolu onu topraga vermek degilmis. bazen ayni evin icinde yasarken de ozlem baslayabiliyormus. en cok buna alisamadim. cunku hafizam hep ayni yerde kaldi. gulerken gozlerinin nasil kisildigini. sesindeki yumusakligi. en siradan gunleri bile guvenli hissettiren halini unutmadim. sonra zaman gecti. ayni yuzde baska bir yorgunluk buyudu. ayni sesin icine baska cumleler yerlesti. ne zaman konusmaya calissam anlatamadiklarim cogaldi. sustugumda ise aramizdaki mesafe. kim hakliydi diye dusunmedim hic. cunku bazen hakli olmak kirilan seyi onarmiyor. insanin canini acitan sey degisen birinin varligi degil. degismeden onceki halini hala hatirliyor olmasi. bu yuzden bazi ozlemler kavusmayi beklemiyor. sadece bir gun yeniden tanidik bir gulus gorebilmeyi bekliyor. cunku bazi insanlarin yoklugu uzakliktan degil degisimden geliyor. en agir ozlem de ayni masada otururken hissedilen oluyor.