jihoria
and i just couldn’t let you go
@jihoria
4
Works
1
Reading List
27
Followers
and i just couldn’t let you go
sanırım aldattığını hep biliyordum, sadece buna ihtimal bile vermeyecek kadar kör olmuştum. içime doğan birçok histen biriydi senin hayatında başka biri olduğu, buna nasıl ihtimal vermediğimi şimdi geriye dönüp baktığımda sorguluyorum çünkü her şey aslına bakarsan o kadar açıkmış ki. senin bazı gecelerde o kadar geç gelmen, sanki bilerek uyumamı bekliyormuşsun gibi yanıma uzandığını hiç duymamam, bazen içmeye gidiyorum dediğinde hiçbir zaman hiçbir şey kokmaman, dudaklarını öpenin ben olmasını istediğimde benden kaçman, teninin benimkine değdiğinde eskiden hissettiğim o elektriği hissedememem senin bana karşı olan şeyleri içinde bitirdiğini, bir gün bana tükendiğini anlamam için fazlasıyla açık belirtilerdi ama hiçbirine inanmak istemedim. seni kendimden biraz çekmek, biraz yalnız olabilmek isteğiyle suçu birçok gece kendimde aradım. çünkü senin beni aldatabileceğini hiç düşünmezdim, parmaklarımızda her gece öylesine güçlü parlayan yüzüklerimiz dururken bunun olabileceğini düşünmezdim, senin dizimin üstüne çöktüğüm zamanki tepkilerin sana olan inancımın temellerinden biriydi sonuçta, bana olmasa dahi o yüzüğe ihanet etmeyeceğine inanıyordum. gerçekten tüm inançlarımı haksız çıkarmakta üstüne yokmuş, seni hiç tanıyamamışım meğer.
eğer içinde bana karşı kalan biraz saygı varsa buraya gelmeyeceğine inanmak istiyorum. beni burada bir başıma, öfkem ve acabalarımla yalnız bırakacağına inanmak istiyorum. bir gün acabalarımın hepsini paramparça etmek istemeyeceğine de. beni tıpkı orada bıraktığın gibi yalnız bırakacağına inanıyorum. son kez sana inanmak istiyorum. bunu umarım bunu da boşa çıkarmazsın.
bu canımı çok yakıyor, kendimi boşlukta süzülüyormuşum gibi hissediyorum, aklım her boş kaldığında ilk canlanan anı hep sana yalvardığım an oluyor, elini nasıl sımsıkı tuttuğum oluyor, sonra o boş gözlerin. o boş gözlerin. sonra bana beni sevdiğini söylediğin her an, beni ne zamandan beri aldatıyordun? ne zamandan beri söylediğin sözlerin altı boş kalmaya başladı? merak ediyorum, en çok bunları merak ediyorum. ne zaman bunu yapabildin, nasıl bunu yapabildin? nasıl bir zamanlar en kötü zamanımda yanımda olabildin de şimdi olamıyorsun? nasıl gözlerimin içine baka baka onu öpebildin, nasıl kalbimi bin parçaya ayırırken canın yanmadı, benimle kalbin bir olduğunu söylediğin zaman da mı yalan söylüyordun bana? ne diyebilirsin ki bunlar hakkında? neden şimdi kendini bana açıklamak istiyorsun, neden beni böylesine rahatsız ediyorsun? biliyorum, bunların hiçbir açıklaması olamaz, sen açıklayamazsın kendini. ona duyduğun heyecan bittiğinde yanımda biteceğini de biliyordum ama nasıl yüzün biraz olsun kızarmadan gözümün içine baka baka götürdüğün bavulu yeniden getirebildin evimin önüne? bu noktada seni artık istemiyorum, artık yeniden benim ol istemiyorum, sadece tüm bu demek istediklerimi yüreğinde hisset istiyorum, biraz da senin canın yansın istiyorum, öfkem biraz da senin içinde yansın istiyorum. bu isteklerim bile çok ağırlaştırıyor kalbimi, beni öylesine yoruyor ki.. çünkü o geceyi içimde sindiremedim hala, hala dediklerini yediremiyorum kendime. beni nasıl büyük bir öfkeyle suçladığını sindiremiyorum, sana kayıtsız kaldığımı söyleyişini unutamıyorum çünkü beni sevmeye devam et diye şekilden şekile girdiğim her an canlanıyor gözümde, sırf beni biraz daha beğen diye vazgeçtiklerim de.
eskiden hep o kişi olduğuna inanırdım. o kadar kişiden sonra karşıma sen çıktığın için dünyanın en şanslı insanı olduğuma inanırdım, sokağın ortasında yapayalnız kalmış, sanki annesi tarafından terk edilmiş bir kedi gibi hissettiğim koskoca ülkede beni bulmana ve beni adeta hep seninmişim gibi sarmana inanırdım. elimin eline, kalbinin tam da benim kalbime olduğuna inanırdım. seni sonsuza dek sevebileceğime inanırdım, bu konuda oldukça da özgüvenliydim, parmağına o yüzüğü ilk geçirdiğim an hayatta verebileceğim en doğru, belki de tek doğru kararı verdiğime inanırdım. benim seni sevdiğim kadar senin de benim sevdiğine inanırdım, beni kendine çekip göğsünde ağlamama izin verdiğin her an dinlediğim her kalp atışının benim için olduğuna inanırdım, tıpkı kendim gibi senin de beni koşulsuzca sevdiğine, herhangi bir karşılık beklemek gibi bir telaşa düşmeyecek kadar bana güvendiğine inanırdım. teninin tenime göre olduğuna inanırdım, dudaklarım tenine her değdiğinde çiçeklerini yeniden açtığına inanırdım, tüm bedeninde hep baharlar olduğuna inanırdım. dudakların benimkileri öperken bunun uğruna ölebileceğime inanırdım. senin uğruna kaldığım ülkenin havasını ciğerlerimi her içime çektiğimde buna değdiğine, elbet bir gün değeceğine inanırdım, elbet bir gün her şeyin düzeleceğine, onların bir ekranın ardında kalmasına gerek kalmayacağına ve onlara da tıpkı sana sımsıkı sarıldığım gibi sarılacabileceğime inanırdım. bana o gün mihrapta gözlerimin içine baka baka beni sonsuza dek seveceğine yemin edebileceğine inanırdım, yaşlarımın seni dinlerken akacağına da. sana güvenebileceğime de inanırdım.
ama sanırsam hayat her daim böyle ilerleyemiyor. şimdi günlerim yalnızca oradan oraya koşmakla geçiyor amaçsızca, gözlerim gölgemizi arıyor ama zaten burada hiçbir anımız yok, hiç olmayacak. sırf aradığımı bulamayayım diye gelmedim mi buraya? yine de, sevgisizliğin kurak çöllerine mahkum oldum, dizlerim üstüne çökmekten yara oldu artık, ağzım boşluğa dua etmekten kurudu. artık zaman geçiyor, birinin beni bir gün koşulsuzca sevebileceğine inancım da solup gidiyor. tek kuruşumla dilek kuyusunun başında birinin bana her şeyin düzeleceğini söylemesini, bir gün birinin de benim onu sevdiğim gibi seveceğine inandırmasını diliyorum. yine de, bunun gerçek olamayacak kadar uzak olduğunu biliyorum içten içe. ama sorun yok. sanırım ben buna mahkumum, yalnızlığa.
ama bir gün bir umut diyerek içime diktiğim çiçeklerimin bahçesinin üstüne basa basa beni ezip geçeceğine inanmazdım. bir gün üstüme kara bulutların üstüme bir fırtına gibi çökeceğine inanmazdım, içten içe ve yavaşça öleceğime, özlemle her gece gözlerim dolu dolu uykuya dalmaya çalışacağıma inanmazdım, tıpkı seninle çiçek açtığım gibi kendi kendime kışı getireceğime inanmazdım. bir gün karşıma geçeceğini ve artık başkasına aşık olduğunu söyleyebileceğine inanmazdım, bir gün benim olmaktan sıkılacağına inanmazdım, bir gün elini gitmemen için yalvaracağım için sımsıkı tutacağıma inanmazdım, eskiden dikkatle, teker teker sildiğin yaşlarımı umursamayacağına inanmazdım, bir gün elinde bir valizle, gözlerimin içine baka baka başkasına gideceğine inanmazdım, bir gün uyandığında seni ilk görenin ben olmayacağına inanmazdım, bir gün kendimden vere vere kurduğum düşlerimi suya düşüreceğine de inanmazdım. bir gün ne senin ne de benim ardına baktığımız farklı yollarda yürüyeceğimize inanmazdım. bir gün hepsini yalnızca ona bağladığım düşlerimin ipin kopacağına inanmazdım, bir gün temelli, ellerim bomboş döneceğime de inanmazdım.
you said some things that i cannot unabsorb
you turned me into an idea of sorts
you needed me but you needed those more
and I couldn’t watch it happen
it’s never over
Burada hala bir bahar tomurcuğu varmış..
sonbaharın birçok yüzü, yanı var elbette ama benim artık en sevdiğim yanı güneşli olduğu günler. turuncu yaprakların hala yeşil olan çimenlerin üstüne bir battaniye gibi örtünmesi, biraz rüzgar ve biraz da güneş. çünkü sonbaharın bu zamanları bana çok depresif birinin kendini nispeten daha iyi hissettiği günleri hatırlatıyor, bunun için çabalayan ve çabaladığı için kendiyle gurur duyan biri gibi hissettiriyor. sonbahar aynı zamanda çok yağmurlu, çok soğuk ve depresif bir mevsim çünkü. önceden sonbaharın yağmurunu, şemsiyenin altına sığınmayı çok severdim, sanırım artık eskisi kadar çok sevmiyorum. artık sonbaharın bu kadar içli ağlamasını, her şeyi kaybedişini o kadar çok sevmiyorum. mesela artık artık turuncu yapraklara aynı gözle bakamıyorum, artık ağaçlara yapraklarıyla birlikte kendi benliğini de kaybeden olarak değil de bir gün yeniden doğacak ve daha da güzel bir halde daha iyi haliyle geri dönecek olarak görüyorum. o yüzden artık ilkbaharı, sonbahardan daha çok seviyorum.
kalbim ağrıyor yine biraz
all my white diamonds and lovers are forever
in the papers, on the screen, and in their minds
all my white diamonds and lovers are forever
don't you ever end up anything but mine
be my ny when hollywood hates me
you're only as hot as your last hit, baby
been number one, but i never had two
and i can't have fun if i can't have you
can't you see my infamy loves company?
now they've broken you like they've broken me
but a shattered glass is a lot more sharp
and now you know exactly who your friends are
you know who we are
we're the ones with matching scars
Both you and this user will be prevented from:
Note:
You will still be able to view each other's stories.
Select Reason:
Duration: 2 days
Reason: