uzunca bir süre kimse konuşmadı. hepimiz dante’nin gördüğü şeyi görmek istiyorduk. çölün ortasında dante’nin teleskobunun etrafında sessizce durup gökyüzünün tüm içeriğini görebilmek için sıramızı bekledik. ben teleskopla bakarken dante neye baktığımı açıklamaya başladı. tek kelimesini duymadım. engin evrene bakarken içimde bir şey oldu. teleskoptan görünen evren hayal ettiğimden çok daha yakın ve genişti. ve her şey o kadar güzel ve haşmetliydi ki...nasıl anlatsam, sanki içimdeki bir şeyin önemini fark ettirmişti. dante benim teleskopla gökyüzünü incelememi seyrederken, "günün birinde evrenin tüm sırlarını keşfedeceğim," diye fısıldadı. bu beni gülümsetti. "onca sırla ne yapacaksın, dante?" "ne yapacağımı bulurum," dedi. "belki dünyayı değiştiririm." ona inandım. dante quintana şimdiye dek tanıştığım, böyle bir şey söyleyebilecek tek insandı. büyüyüp de "kız dediğin ağaca benzer" gibi aptalca şeyler söylemeyeceğini biliyordum.
o gece evinin arka bahçesinde yattık.
pencere açık olduğundan annesiyle babasının mutfaktaki konuşmalarını duyabiliyorduk. annesi ispanyolca konuşuyordu, babası ingilizce.
"öyle yapıyorlar bazen," dedi.
"benimkiler de," dedim.
pek konuşmadık. öylece uzanıp yıldızlara baktık.
"ışık kirliliği çok," dedi.
"ışık kirliliği çok," dedim.