seni gördüğüm an hiçbir şey söylemeden sarılmak isterdim sana. uzun zaman sonra ilk kez dokunuyormuşum gibi, biraz dikkatli biraz da özlemle. sana yaklaştığım anda kokunun üstüme sinmesini isterdim, sanki aylardır eksik olan bir şeyi yeniden hatırlıyormuş gibi. bilirsin be kadar çok severim kokunu. saçlarının yanaklarıma değmesi, nefesinin boynuma karışması, boynumdaki kolların… o an dünyanın geri kalan her şeyi sessizleşsin isterdim. gerçi sessizleşiyor her seferinde konu sen iken. dünya sessizleşmişken hissettiğim tek şey sadece kalbinin göğsüme yakın oluşu. sağ tarafımda atan kalbin öylesine güzel, öylesine doğru hissettiriyor ki. “evet,” demek istiyorum “evet, senin yerin kollarımın arası, kokun burnumda tütsün, nabzını dinlemekten alıkoyma beni.” her sarılışımda anlıyorum, “tamam” diyorum içimden, “aradığım yer, hiçbir zaman olmadı. ama ait olduğum yer tam olarak burasıymış.”
sana sarıldığım an içimdeki bütün sert taraflar yumuşuyor. sürekli tetikte duran yanım, ilk kez gerçekten dinlenebiliyor. sanki dünyaya karşı kurduğum bütün savunmalar omzuna başımı koyduğum anda anlamını kaybediyor. ama eğer ki bir şey olursa sana o an, tetikte olduğumu bilmeni isterim. içim rahatlıyor evet ama her an için hazırlıklı olduğumu bilirsin sen. parmaklarım belinde dolaşırken içimden sadece biraz daha yaklaşmak geliyor. biraz daha karışmak sana. sesini duymadan bile sakinleşiyorum çünkü bedenin bana senden önce konuşuyor. “buradayım” diyorsun farkında olmadan. ben de sana daha sıkı sarılıyorum.