Küçük bir fanusun içine hapsedilmiş, on yedi yıllık hayatı sadece sessizliğe sıkıştırılmış Lâl. Nereden başladığını ve nasıl sonlanacağını bilmediği hayatının her saniyesi bir mücadele içinde geçiyordu. Öğrenmesi gereken şeyler vardı, savaşması gereken insanlar ve mücadele etmesi gereken bir hayatı vardı ama hangi hayat için mücadele edeceğini bile bilmiyor savaşmaya çoktan hazır olsa da savaşmaktan çoğunlukla kaçıyordu. Sebebi neydi peki? Düşmanı ondan güçlü olduğundan mıydı bu korkusu? Ya da ondan fazla oldukları için miydi? Hayır bunlar onu korkutacak şeyler değildi. Onun savaşmamasının tek nedeni düşmanının kendisi olmasıydı.
Güçlü bir kız olduğunu düşünüyordu, bütün hayatı boyunca kendini buna inandırmış ve bunu dayatarak büyütmüştü kendini. Yanında kimse olmadan da yaşayabilir, her zorluğun içinden daha güçlü bir şekilde çıkabilirdi, en azından o öyle düşünüyordu. Her düşmenin ardından ayağa ısrarla kalksa da düştüğü için kendinden nefret eden ama düşmemek için çabalamayan biri nasıl olurda kalktığı için güçlü olabilirdi ki?
Kendi zihninde yaşadığı iki kişilik hayat çoğu zaman onu yanlış kararlar vermeye zorlayan bir şeytandan farksızdı, kaçmalıydı. Bütün düşmanlarından kaçmalıydı evet ama kaçması gereken en büyük düşman ta kendisiydi. Mahkûm edildiği sessizlik zihninde bitmek bilmeyen bir savaşa neden olmuştu. O sessizliği güç sanmış sessizleştikçe kendi kendine düşman olmuştu. Ve o artık farkındaydı, güçlü bir kız değildi Lâl, sadece hâlâ hayatta kalmayı başarıyordu.
......
Yeni tanıtımımız ve düzenlenmiş ilk bölüm yayında. Yarın tekrar görüşmek dileğiyle.