kanbeyazizlerii

Bu bir şeytanın vesvesinden başka ne olabilirdi? Ali Ecevitler... Ali Ecevitler mi biterdi? Kaç Ali Ecevit var bu ülkede? Kaç haysiyetiyle yenilmiş Hüseyin Tarhan var? Kaç kez güç adaleti yendi? Kaç kez adalet gücün altında ezildi?

kanbeyazizlerii

Bu bir şeytanın vesvesinden başka ne olabilirdi? Ali Ecevitler... Ali Ecevitler mi biterdi? Kaç Ali Ecevit var bu ülkede? Kaç haysiyetiyle yenilmiş Hüseyin Tarhan var? Kaç kez güç adaleti yendi? Kaç kez adalet gücün altında ezildi?

kanbeyazizlerii

Zoruna gidiyordu. Onu vatan haini olarak damgalayan hainlerdi şu cennet ülkenin başında olan. Ali Ecevit'e mi cennetti? Değildi elbet ama cehenneme giden de cennetin varlığını mı inkâr edecekti? Ecevit nasıl sevinseydi, nasıl mutlu olsaydı elinde koz diye biriktirdiklerine?

kanbeyazizlerii

Çiğnedi, çiğnedi, çiğnedi... Lokma ağzında büyüyor, çoğalıyor ve sertleşiyordu. Ali'nin gözüne bir perde indi. Ekmek, süt ve şeker. Haram lokma. Ali ekmek yaptım oğlum, gel de sıcak sıcak ye biraz. Haram lokma. Bunu da Firuze'ye götür anneciğim. Ekmek, süt ve şeker... Baba. Salça da süreyim mi oğlumun ekmeğine? Oy benim güzel oğlum. Haram lokma, yutulmuyordu. Veresiye defteri. Verin de babamın borcunu kapatayım... Al şu parçayı da Firuze'me götür. Anne Firuze salçalı ekmek yemiyor. Biliyorum Ali, portakal reçeli sürdüm ona... Otuz yıllık ömründe ilk kez haram lokma aldı ağzına, hiç tadını bilmeyince, yutmayı da beceremedi. Gözleri kaydı, ter boşaltmaya, titremeye başladı. Lokmayı zorlukla dilinin altına aldı. 
          

kanbeyazizlerii

Ne pisti bu insanlar, ne alçak, ne nankör. İyiliğe dair her güzel şeyi yozlaştırmış lakin kötülüğü elinde bıçak biler gibi biliyor, sivriliğinden bir şey kaybetmesin diye canla, başla, küstahça ve alçakça çalışıyordu. Bu insanları insan olarak anlamak bile zordu artık. Geriye kalmış bir avuç iyi insan, bunca sivri kötülük karşısında ölmemeye çalışıyordu lakin eninde sonunda ölüyordu. İyilik bilenmezdi çünkü, iyilik sivri olmazdı, iyilik can yakmazdı, iyilik için öyle çok canla, başla, küstahça çalışmaya da gerek yoktu. Demek insanoğlu kolayı sevmiyordu, yoksa nasıl böyle çok kötülük olurdu? Ah çalışkan insanoğlu, ah çalışkan insancıklar. Görüyor musunuz, nasıl da çalışıyorlardı yemeden içmeden. Ödleri kopuyordu onların bıçak komşudan daha kör olacak, kendi kötülükleri daha az kalacak diye.
          

kanbeyazizlerii

Ne garipti bu dünya, insanlar ne kolay günah işliyor, vebal alıyor, kötülük ediyordu. Ne garipti bu dünya, iyiler zulüm görüyordu kötülerin elinden ve yine kötüler iyileri kandırıyordu cehennemle cennetle. Çalan çırpan açlığı övüyor, doyurmadığı karnın başına geçip cennet müjdeliyor; öldüren, zulmeden, öldürdüğünün başına geçip öteki dünya tesellisi veriyordu. Ne garip, ne garip... Akıl almıyor, toprak kabul etmiyordu.

kanbeyazizlerii

İnsanoğlu buydu işte, ne olursa olsun ne faydaydı? Dünya çıkarlar dünyasıydı, çıkarı olmadan bir yudum su, bir lokma ekmek bile zahmet değil miydi insana? Alçak insanlar. İnsansız kalmış insanlık bu alçakların eseri değil miydi?

kanbeyazizlerii

İnsanlar dayanamadığı yerlerde sırt dönüyordu. Hele de bu kötü insanlar, kalbi bir kötülükle bükülmeyen, incinmeyen, katran karası insanların hiç hakkı yoktu. Bazı zarif, bazı kırılgan ve günahsız insanların yenilişi bir noktaya kadar anlaşılabilirdi. Dünya kötüydü ve onlar içinde muhafaza edilmeyecek kadar narindi. Ancak böyle alçakların hakkı yoktu. 

kanbeyazizlerii

Güneş mi doğacak sandın Ali Ecevit? Senin kazancında o güneş doğmayacak Ali, onların da güneşi batacak. Bunu bil de yaşa, yoksa işin zor. Sen kendi güneşin doğsun diye çabalamıyorsun ki. Zaten sen güneş sevmez, güneş bilmezsin. On altı yıl mahrum kaldığın artık ne senindir ne de sen onunsundur. Güneşleri batsın Ali Ecevit. Güneşleri batsın. Bırak sen güneş görmeyiver ama onların güneşleri batsın.