kaybedenlerekspresi

İstediğimizde, yalnızca ölebiliyoruz. Şansın şakağa değdiği yerden paralel bir hayata dik indirip tepedeki müzmin hayaleti iki eşit parçaya bölüyoruz. İki kenarı ikiz üçgenler gibi, kollarımız genelde aynı boyda. Eğer titremiyorsa hâlâ elim, her şeyi ikiye böleceğim, eminim. İkiye; sesliye ve sessize, deliye ve dilsize. İstediğimizde yapabildiğimiz tek şey ölmek, onu da hastalıklar elimizden aldı. Boş bir evin hayaleti gibi ölüme değecek bir şeyler aramak. Boş bir evin hayaleti gibi, gelmeyen konukları yüzlerindeki vaziyeti araklamak. Bir tepenin zirvesindeyim, takriben dört yüz metre. İkiye bölünüyorum burada, bundan da eminim. Filistin askısından gömleğimi aldım. Kolombiya kravatımı taktım. Baloyu bitirdim. Dönüyorum.

kaybedenlerekspresi

İstediğimizde, yalnızca ölebiliyoruz. Şansın şakağa değdiği yerden paralel bir hayata dik indirip tepedeki müzmin hayaleti iki eşit parçaya bölüyoruz. İki kenarı ikiz üçgenler gibi, kollarımız genelde aynı boyda. Eğer titremiyorsa hâlâ elim, her şeyi ikiye böleceğim, eminim. İkiye; sesliye ve sessize, deliye ve dilsize. İstediğimizde yapabildiğimiz tek şey ölmek, onu da hastalıklar elimizden aldı. Boş bir evin hayaleti gibi ölüme değecek bir şeyler aramak. Boş bir evin hayaleti gibi, gelmeyen konukları yüzlerindeki vaziyeti araklamak. Bir tepenin zirvesindeyim, takriben dört yüz metre. İkiye bölünüyorum burada, bundan da eminim. Filistin askısından gömleğimi aldım. Kolombiya kravatımı taktım. Baloyu bitirdim. Dönüyorum.

kaybedenlerekspresi

          "Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim, kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim."
          

kaybedenlerekspresi

Bir zamanlar kalplerin attığı bu şehir şimdi sadece nabzı unutulmuş bedenlerin gölgeleriyle dolu. Damarlarında beton dolaşan, gözlerinde ekran ışığı dışında hiçbir parıltı kalmamış bir kalabalık. Yalanın makyajıyla ayakta duran düzenin ortasında gerçeği söyleyen herkes deli, her doğru nota ise susturulması gereken bir tehdit. Şehir öldü... Ama içimde hâlâ kavrulan bir yangın var ve bu yangın sahte olan her şeyi kül edene kadar sönmeyecek.

kaybedenlerekspresi

Yahudi değilsem bile
          bende Yahudalık da mı yok
          Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?

kaybedenlerekspresi

Judas'ın öpücüğü. Bu tabir dost görünüp ihanet eden kişiler için kullanılır. Hz. İsa'yı Romalılara teslim eden Yahuda, onun kimliğini ele vermek için yanağına bir öpücük kondurur. Böylece Romalılar topluluk içinde bulunanlardan hangisinin Hz. İsa olduğunu anlar ve onu yakalarlar.*  
Reply

kaybedenlerekspresi

"...hayatın öngörülemezliği onları sürekli hayal kırıklığına uğratmıyordu çünkü başka türlü olmasını talep etmiyorlardı. İşte paradoks: Ne kadar rahatlarsanız hayat size o kadar çok istediğinizi verir. Evren mücadeleye değil, 'uyuma' yanıt verir. Hayatta bir şeylere tutunmadan ilerlediğinizde o şeylerin size doğal olarak gelmesi için alan yaratırsınız. Başarı, ilişkiler, yaratıcılık, fırsatlar... Hepsi umutsuz bir avcı gibi kovalamayı bırakıp bir mıknatıs gibi çekmeye başladığınızda gelir. Rahatlık tembellik değildir, bırakmak pes etmek değildir. Bunu anlayan insanlar akıntıyla savaşmayı bırakır ve dalgayı sürmeyi öğrenir.

kaybedenlerekspresi

Tarihteki en başarılı insanlar her şeyi kontrol edenler değil, uyum sağlama sanatında ustalaşanlardır. Katı kontrolün başarısızlığa, akışkanlığın ise büyümeye yol açtığını anlamışlardır. Dünyanın en iyi yatırımcıları piyasa çöktüğünde panik yapmaz, neden? Çünkü döngülerin doğasını anlarlar, belirsizliği beklerler ve bu yüzden herkes aklını kaçırırken sakin kalırlar. Kontrolün bir yanılsama olduğunu bilirler. Ona ihtiyaç duymazlar. Şimdi kendi hayatınızı düşünün: Sizi geride tutan hangi kesinliklere tutunuyorsunuz? Belki artık size hizmet etmeyen bir inanç, belki bırakmaktan korktuğunuz bir kimlik, belki başladığınız ama artık uyumlu hissetmediğiniz bir yol. Ama sırf 'planım buydu' diye devam ediyorsunuz. Montaigne'in şu sözü tam da bunu anlatır: Acı çekmekten korkan bir adam, zaten korktuğu şeyden acı çekmektedir. Bir şeyi çok sıkı tuttuğunuzda elinizden kayar. Fikirleri zorlamayı bıraktığınız anda yaratıcılık patlar. Bir şeye ihtiyaç duymayı bıraktığınız anda genellikle onu elde edersiniz..."
Reply

kaybedenlerekspresi

Eğer bırakmak netlik, kontrol ve hatta başarı getiriyorsa neden çoğu insan bununla mücadele eder? Neden her şeyin kötüleştiği açıkça görülse bile kontrole bu kadar sıkı tutunuruz? Her şey, tek bir şeye dayanır: kesinlik yanılsaması. Beyniniz kalıpları aramaya, sonuçları tahmin etmeye ve sizi mutsuz etse bile tanıdık şeylere tutunmaya programlıdır. Bilinmeyene adım atmaktansa acı veren bir kesinliğe tutunmayı tercih eder. İnsanların kötü ilişkilerde kalmaya, toksik iş yerlerine katlanmaya ve kendini sabote eden alışkanlıkları tekrarlamaya devam etmesinin nedeni budur. Daha iyisini istemedikleri için değil, beyinleri onlara 'en azından bu tanıdık' dediği için. Montaigne, bunu kendi zamanında da görmüştü. İnsanların kendilerini özgürleştirecek gerçekler yerine onları rahatlatan inançlara tutunmayı tercih ettiğini fark etmişti. En büyük acılarımızın başımıza gelenlerden değil, olana direnme şeklimizden kaynaklandığını yazmıştı. Bilinmeyeni tamamen kabul ettiğinizde hayat birden stresli olmaktan çıkıp oyunbaz hâle gelir. Belirsizliği bir tehdit olarak değil; serbestçe deney yapabileceğiniz, yön değiştirebileceğiniz ve uyum sağlayabileceğiniz açık uçlu bir oyun olarak görürsünüz.  
Reply

kaybedenlerekspresi

Onların inanmasını sağla. Onların kendi tutkularına gülmelerini sağla. Onların tutku diye adlandırdıkları şey, gerçek bir duygusal enerji değil. Dış dünyayla ruhları arasındaki çatışma. En önemlisi kendilerine inanmalarını sağla. Onların çocuklar gibi çaresiz kalmalarına izin ver çünkü zayıflık harika bir şeydir ve güç hiçbir şey değildir. Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zaman ise kaskatı ve duygusuz. Bir ağaç büyürken körpe ve yumuşaktır. Kuru ve sert hâle geldiğinde ölüp gider. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiçbir şey kazanmayı başaramaz.