"Yaren...
Senin için her şeyi göze almış ben şimdi adını yazamayacak kadar güçsüz hissediyorum. Çünkü artık adını yazarken yüzüm gülmüyor bilhassa içim kan ağlıyor. Ben senin için ölüme giderim sanıyordum. Demir kokan şu ellerimi tutarsan her şeyi atlatırız sanıyordum. 'Bir gün döneceğim ve bir daha hiç ayrılmayacağız." diyordum kendi kendime. Bizim içinde çocukların koşuşturduğu bir evimiz olacaktı. Küçük ama huzurlu bir ev. Pencerenin kenarına en sevdiğin çiçeklerden, papatyalardan koyardık da her baktığımda seni düşünürdüm. Ama meğer papatyalar çoktan solmus. Şimdi düşünüyorum da ben seni değil, ben senin de benim seni sevdiğim gibi beni sevebilme ihtimalini sevdim. Senin gülümsemen bana hep güneşten sıcak geldi. Gözlerinde kendimi buldun. Meğer o gözler herkes için birer aynaymış. Seni orada gördüğüm anda kalbim durmadı, yavaş yavaş söndü. Bir mumun eriyip sönmesi, tükenmesi gibi. Ben seninle hayatı sevmiştim, sensiz hayata veda ediyorum. Sana kinim yok. Hatta kalbim hala seni seviyor. Çünkü biliyorum kimse kimseyi öyle kolay sevemiyor. Sen de, ben de yarım kaldık. Bu mektubu seni üzmek için değil, senin karşına çıkıp seni üzmemek için yazıyorum. Belki sabah olduğunda adımı unutursun ya da mektubumu yakarsın. Ama ben seni sevdim, gerçekten sevdim. Iste bu yüzden artık yasayamam. Eğer bir gün biri çıkarsa ve sorarsa "Gerçekten bu kadar sevdi mi?' diye, 'o kendinden başkasını kurtarabileceğine inanacak kadar aptaldı' de. Senin için son param sağ cebimde...
Elveda"