Duygularıma yön vermeye çalıştıkça derinlere battığımı, oluruna bıraktığımdaysa durmadan canımı yaktığını fark ettim. Ne kontrol edebildim ne de olduğu gibi bırakabildim. Duygularım, ele avuca sığmayan bir çocuktan hâlliceydi. Nitekim saklamaya çalıştığımda, kabuğuna çekilen bir hayvandan farksızdım. Göstermek istesem, cüretkâr benliğim hiç hoşuma gitmez; kendimden uzaklaşmaya başlardım. İnsanın en yakını kendisi iken, kendine yabancılaşması artık bir hissiyat dahi uyandırmaz olurdu. Yavaş yavaş yitirmeye başladığım duygularımı birinde bağdaştırır, bir nevi sahiplendirirdim. Sonra sahibinde kendimden bir parça bulmaya çabalardım. Onda kendimden bir parça bulmaya çabalarken; büsbütün benliğim olan kendimde kaybolurdum.