koenyak

baba. öylesine konuşmak için arıyorsun hep. halimi hatırımı soruyorsun; derken sessizlik koca bir ömür gibi uzuyor aramızda, ben lafı uzatacak sorular bulmak için çırpınıyorum. sana en çok şunu demek isterdim: seni bu hayat böyle yaptı, anlıyorum. ayakta kalmak çok zordu senin için. bana karşı sevgi dolu olmayı beceremedin diye suçlamıyorum seni. bazı geceler uykularım kaçıyor, lafını bile etmesen de sancıyan o yaralarını düşünmekten. ben de senin o sancıyan kanından, canındanım. O can ilgiye öylesine muhtaç ki kendi üzerime yığılıp kalıyorum. ben senin kızınım. beni sevdiğini söylemek için bildiğin tek yol havadan sudan konuşmak, biliyorum. çünkü benim de bildiğim tek yol bu.

koenyak

baba. öylesine konuşmak için arıyorsun hep. halimi hatırımı soruyorsun; derken sessizlik koca bir ömür gibi uzuyor aramızda, ben lafı uzatacak sorular bulmak için çırpınıyorum. sana en çok şunu demek isterdim: seni bu hayat böyle yaptı, anlıyorum. ayakta kalmak çok zordu senin için. bana karşı sevgi dolu olmayı beceremedin diye suçlamıyorum seni. bazı geceler uykularım kaçıyor, lafını bile etmesen de sancıyan o yaralarını düşünmekten. ben de senin o sancıyan kanından, canındanım. O can ilgiye öylesine muhtaç ki kendi üzerime yığılıp kalıyorum. ben senin kızınım. beni sevdiğini söylemek için bildiğin tek yol havadan sudan konuşmak, biliyorum. çünkü benim de bildiğim tek yol bu.

koenyak

zihnimde intiharlar var, her biri birbirinden beter. sanki beynim seslerin susması için yalvarır gibi ağrıtıyor başımı. her kelime, her bir cümlede yüküm ağırlaşıyor gibi hissediyorum. ve bu yük hep kalbimde. sokak lambasının ışığında oynattığım kalemimden çıkmayı bekleyen ve hatta çıkmamış onca kelime bile canımı yakıyor. içimde büyük bir zerzeniş var, beynimde sessiz bir vaveylâ. 

koenyak

misli misli ödüyorum seni sevmenin cezasını.
Reply

koenyak

hayatım boyunca sadece güneşin doğuşunu seninle birlikte izlemek istedim. sabahın tatlı ayazında battaniyeyi üzerimize çekip hayatın ne kadar anlamlı olduğunu hissetmek istedim.
          
          yarı uykulu gözlerinin içine bakıp seni sevdiğimi söylemek istedim. üşüdüğünü söylediğinde sana kocaman sarılıp içini ısıtmak istedim. gözlerimi kapatıp, uzaktan gelen martı sesi eşliğinde dalgaların sesini dinlemek istedim.. yüzünde beliren gülümsemeye tekrar aşık olmak istedim. yanındayken dünyanın en mutlu insanı olmaya devam etmek istedim. ellerimle saçlarını düzeltip gülüşünün beni ne kadar çok mutlu ettiğini söylerdim. sen başını omzuma koyardın ben ise en sevdiğin şiir okurdum güneşin doğuşunu izleyerek. sonra sarılırdık birbirimize, sarılmalarımız bizi hayata bağlardı, daha çok severdik birbirimizi. keşke her şey bu kadar basit olabilse, hayat sen planını yapmadan kendi planını çokta yapmıştı zaten. bu hayat seni bana çok gördü. sensiz geçen günler, aylar asır gibi geçerken. yanımda olduğunda ağır yürüyen akrep bile koşaradım kovalardı yelkovanı. ben seni ömürlük dilerken ömrüme, seninle bir sabah yirmi dört saati bile çok gördü bu hayat. beni seninle sınadı, sensizlikle sınadı. al bu sevdayı taşı yüreğinde, al bu acıyı kat ömrüne dedi. bu yüzden yürek sızım, ben bu hayata kırgınım. toprağın altına bile layık oldun da bir bana çok gördü bu hayat seni.

koenyak

Kadınım diyordu, içi ona baktıkça akıyordu. Bir insanın içi akar mıydı? Ondan önce katrandı içi, ziftti, pisti lâkin onun yüzünü gördükten sonra karanlığına doğan bir ışık, akan pis sularını berraklaştırdı. İçinde açan çiçeklere anlam veremezken korkuyordu. Güz, sarı ve zift yapraklarının yeşermesinden korkuyordu. Ona alışmaktan ve değişmekten korkuyordu. Ellerinin altındaki kadın için birçok şey feda edebilirdi. Bir gülüşü için bütün yapraklarından olur, bir bakışı için bütün dallarından vazgeçebilirdi. Havlet'in baharına yerleşip sessizliğine ölebilirdi, huzuruna yitebilirdi. Havlet için atan kalbini bırakır, göğüsünden çıkarır eline verebilirdi. Bu neydi? Bu hisleri onu delirtecek türdendi. Canı ona fazlaydı. Akan kanı yersizdi, istemiyordu. Canını ona verseydi de ömrü uzun olsaydı ya. Ondan daha uzun ömrü, daha güzel yaşamı olsaydı. Ah kadınım, diye haykırıyordu içi. Ah güzel Havlet'im... Sana ömrüm, nefesim, zamanım, kalbim feda olsun. Öldür beni bir bakışınla, göm beni bir nefesinle, bitir be kadın, bitir ki sana benden başkasının baktığına şahit olmasın bu ela gözler, içim içimi yiyor. Tükeniyordu adam, bir kadın için tükeniyordu.
          
          Ara 16, 2020

koenyak

sen şöyle iki adım ötede dur. benim ateşim senin eteklerini görmesin. sen yanmaktan anlamazsın. yanarsan karışmam. o şarkıyı kapat mesela. ağlarsın ama kalbin ağlamaya pek müsait sayılmaz. senin yüzüne gülmeler yakışır. bana da bakma öyle kırgın kırgın. ben artık senin halinden anlamam. git başka sokakta yak o sigarayı. hangi kaldırıma çöküp ağladığın beni gram alakadar etmez. ister kediye anlat, ister insana. ama bana yaklaşma. kulaklarımı sağır ederim sadece sana karşı. kalbin kırılır. kırılırsa ben karışmam. yere çöküp çocuklar gibi ağlayabilirsin. ama elini uzatan ben olmam artık sana. sen benim yanıma uzanma. çift kişilik yatakları seversin. benim yatağımda, kalbimde tek kişilik. sıkmasın seni. daralırsın. daralırsan camı açmam. yemişim kırk yıllık kahvenin hatrını. değil artık seninle kırk yıl, iki saat yanyana durursam alsın allah benim canımı. alsın desin ki, boşunaymış sana üflediğim nefes. sana şiir fazla geliyormuş. onu anladım. git başkasının tek dizelik yazılarını giyin üstüne. sen ancak onlara yakışırsın. al benden bir sigara. ama kalk siktir git başka sokakta iç. bana yaklaşma.

koenyak

bir zamanlar konuşamayan ama dünyadaki her şarkının bulunduğu bir müzik kutusuna sahip olan bir çocuk varmış. bir gün hayatı boyunca tek bir melodi duymamış bir kızla tanışır ve ona en sevdiği şarkıyı çalmaya karar verir. müzik gökyüzünü doldururken ve şarkı sözlerinin şiiri onu daha önce hiç hissetmediği bir şekilde hareket ettirirken yüzünün merakla aydınlanmasını izledi.
          her gün onun şarkılarını onun için çalardı ve o sessizce onun yanında otururdu - onunla sadece şarkı yoluyla konuşabileceğini hiç umursamıyordu. onun için çaldığı her şeyi severdi ama içlerinde en çok hüzünlü şarkıları severdi. bu yüzden onları daha fazla çalmaya başladı, sonunda duyduğu tek şey hüzünlü şarkılardı.
          bir gün, son gülümsemesinden bu yana çok uzun zaman geçtiğini fark etti. nedenini sorduğunda, iki elini de ellerinin arasına aldı ve sıcak bir şekilde öptü. ona müzik ve şiir armağanı için teşekkür etti ama her şeyden önce üzüntüsünü gösterdiği için, çünkü bunların hiçbirini ondan önce bilmiyordu. ama artık gitmesinin, ona mutluluğun ne olduğunu gösterebilecek birini bulmasının zamanı gelmişti.
          tanıştığımız gece çalan şarkıyı hatırlıyor musun? hayır, ama sen gittiğinden beri duyduğum her şarkıyı hatırlıyorum.

koenyak

bir mürekkep lekesi durmadan büyüyor defterin üzerinde ve yazıyor bütün bunları. kurmacanın bile belirgin bir dizgeye kavuşamadığı yerlerde yazmak giderek bir sayıklamaya dönüşüyor. İnsandan, yaşamdan bağımsız gibi duran bir şey. nesnelerden tüten buğu yazıyor bunları, oluklardan akan gökyüzü.
          peki sen, durup durup denize bakan çocuk, daha ne arıyorsun? yazılacak her şey senden önce yazıldı, söylenecek her şey söylendi çoktan. artık her şeyin bir adı var şu dünyada. ölümün bile bir adı var. topuklarından, attıkları her adımda kan sizan adamlar geçti bu yollardan. peki sen çocuk? dünya hiç bir zaman gökyüzüne yansımayacak, artık hiç değilse bunu biliyorsun. sesler gitmiş, bir tek yankıları kalmış geride. bedeni olmayan seslerin çığlığa dönüşmeyi kurduğu yerlerde sen şarkı söylemek için bekliyorsun. çocuk, yanılıyorsun.

koenyak

tüm kalbim bir şehir, şehrin tüm ışıkları bir bıçak ve saplanıyor ruhumu teslim eden uçsuz bucaksız gökyüzüne. yıldızlar, gezegenler ve seyretmeye değer her şey silikleşiyor. karanlık.. karanlık bir perde gibi indiğinde bu şehre, tüm ışıklar yanıyor ve gökyüzündeki her bir güzellik kayboluyor sessizce. ruhum.. ruhumu sarıp sarmalayan tüm güzellik gitti mi gece olunca? hayır. ışıklar söndüğünde tekrar göreceğim yıldızları, gezegenleri ve seyretmeye değer her şeyi. yine örtecek kalbimi ruhumun eşsiz güzelliği. ışıklar.. ışıkları söndürmem gerek.

ruhumserfseri

kanlı memleketime, en engebeli coğrafyalara ve göğsümü delik deşik eden o sınırlara rağmen, şu kuytu sokakların duvar diplerine sinmiş yaşlar ve islere. avuç içleri hep terli, hep nasırlı, hep sızlayan insanlar arasından, şehir sisliyken, evimin ve ellerimin çatlakları artıyorken üstelik.

ruhumserfseri

sonra sen geldin. mevsimlerin dörtten fazla olduğunu öğrendim. günleri saymayı öğrendim, ellerini tutmak için. şarkılara takılı kalmayı, insanlara dikkat etmeyip, ilk önce seni, sonra seni, en son olarakta yine seni düşünmeyi öğrendim.
          
          bakışlarının fotoğrafını çekmeyi, sonra o fotoğrafı içime asmayı öğrendim. sonra sen geldin. gelmenin bir insan için ne demek olduğunu da öğrendim. sonra seni düşünerek yazdığım yazılarımda, benimle konuştuğunu duydum. bir şehrin bir insan tarafından ne kadar güzelleşebileceğini senin yanında öğrendim. şu an yanımda değilsin ama, seni beklemenin heyecan verici olduğunu hissettim. ondan sonra dünyanın yarısının, yanaklarına sığdığını gördüm sen gülünce. masada unuttuğun bir hırkayı ne kadar önemsediğimi hatırlar oldum, sana sarıldım diye. onun üstünde kokun olduğunu hatırlayınca, senin için dünyanın en hızlı adımlarını attığımı da öğrendim.
          
          seni ne kadar sevdiğimi.
          
          sonra sen geldin işte. geçmişte yaşadığım herşeyi unutmak istediğimi fark ettim. sırf kalbim gibi aklımda sadece sen ol diye. ellerimin ilk defa terleyişini öğrendim, ellerini sımsıkı tuttuğumda yanında. hatta ve hatta baktığın bir insanı özlemenin ne demek olduğunu seninle öğrendim. sonra sen geldin işte. yaşanılası en güzel duyguların seninle var olduğunu öğrendim...