Yaşamın da bir amacı olmalıydı. Kendimizi bilgisizlikten arındırabilir; akıl, bilgi ve yücelik içinde özümüzü yeniden kazanabiliriz. Özgür olabiliriz. Uçmayı öğrenebiliriz...
Fakat ben onu, sevgiliyi her zaman sarmıştım. Yüreğinin çarptığını duymuştum. Yüksek yaradılışı önünde kendimi benliğimin üstüne yükselmiş gibi görürüm. Çünkü onun yanında ne kadar olabileceksem o kadar mutlu olurdum.
Eğer insanlar kafalarında hep geçmiş acılarını canlandırmasalar, evet halden memnun olacak yerde geçmişin hesabına her zaman dertlerini tazelemeseler elbette şimdiki kadar acı duymazlardı.
Beni mutlu etmeyin. Lütfen, beni umutlandırıp bütün bunlardan iyi bir şeyler çıkabileceğini düşündürmeyin. Çürüklerime bakın. Şu sıyrıklara bakın, içimdeki sıyrıkları görüyor musunuz? Gözlerinizin önünde büyüdüklerini, içimi aşındırdıklarını görüyor musunuz? Artık hiçbir şey için umut istemiyorum.
Hiç hasta olmamışsak, sağlıklı olmanın ne anlama geldiğini bilemezdik. Hiç aç kalmamışsak, tok olmanın nasıl bir mutluluk verdiğini bilemezdik. Hiç savaş
olmamış olsa, barışın değerini kavrayamaz, hiç kış olmasa bahar geldiğini anlayamazdık. Hem iyi hem de kötünün bütün içerisinde gerekli bir yeri vardı.