"buraya bay ford adına geldim, II. henry ford. şimdi, II. henry ford'un şirketinin le mans 24 saat'i kazanmasını istediğini varsayalım. daha önce bunu başarmış tek amerikalı sizsiniz, o yüzden size sormak istedim, bunun için ne gerekiyor?"
"sadece varsayıyoruz..?"
"varsayıyoruz."
"paranın satın alamayacağı bir şey gerek."
"parayla hız satın alınabilir."
"bunun hızla bir ilgisi yok, lee. orası dört saat boyunca sadece sola döndüğün diğer yarış pistlerine benzemez. o yarışı kazanmak için düzlüklerde 300'e çıkabilecek kadar hafif ama bunu 4600 km boyunca durmadan yapabilecek kadar güçlü bir arabaya ihtiyacın var, ayrıca yaptığınız en iyi arabayı yapmak da yetmiyor, o yıl enzo ferrari'nin yapacağından daha iyisini yapmak zorundasınız, bu da sizi ancak yeşil bayrağa kadar götürür ki asıl sorunlarınız orada başlayacak."
"yani zor olduğunu söylüyorsunuz."
"bak, orası bir pist bile değil, lee. le mans, 13,5 kilometrelik bir taşra yolu. çok dar, toz toprak içinde, yamuk bir yol. virajlarda kamber açısı yok, çit de yok ve bunu 24 saat boyunca yapman gerek. 24 saat diyorum, lee. yani gece vakti de. yarışın yarısı karanlıkta geçiyor. bir halt göremiyorsun. bir anda önüne arabalar çıkıyor, sürücüler yol kenarında yalpalayarak kan kusuyor. bazen o bir arkadaşın oluyor, bazen onun yandığını görüyorsun. çok yorgunsun, çok açsın. ne adını hatırlıyorsun ne de hangi ülkede olduğunu ve o sırada birden düzlükte 320 ile gittiğini fark ediyorsun. ve bir aksilik olur da motor conta yakarsa ya da su kaynatırsa iş biter, her şey boşa gider. ferrari bir kez daha kazanır; tıpkı geçen yıl, ondan önceki yıl ve ondan önceki yıl olduğu gibi. evet, biraz zordur."
"yani siz ford'un tarihin en iyi yarış arabasını üretemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? size göre biz büyük bir yarışı kazanacak güce sahip değil miyiz? olağanüstü bir ortağımız olsa bile mi? hatta... açık bir çek yazsak bile mi?"
"demek istediğim şu: zaferi satın alamazsın, lee. ama size bu şansı yaratabilecek kişiyi satın alabilirsin."