lithvaem

bu dünya üzerindeki yerin=benim yanım

lithvaem

yalnızlık taşa çevirir yüreği, diyemedin.
          insan sevmezse dünya bir yaşama cezasından başka nedir ki, diyemedin. 
          her vazgeçişte gövdemiz biraz daha uzaklaşır bizden, diyemedin.
          insan bütün acılardan sadece bir sevgi sözüyle döner dünyaya, diyemedin.

lithvaem

          ayrılık diye bir şey yok. bu bizim yalanımız. sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. şimdi nerdesin? ne yapıyorsun? güneş çoktan doğdu. uyanmış olmalısın. saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi? öyleyse ayrılmadık. sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.
          zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum. önce beklemekten. ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan, ikisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın. bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar, sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
          zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını, kanunlara saygı göstermesini, insanların sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar. ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
          ya o? insanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat, çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor, saadet bekliyor yaşamaktan. zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık. aradıklarının çoğunu bulamamış, beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan. işte yaşamak maceramız bu.
          yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve yaşayıp beklerken ölmek.
          özleme bir diyeceğim yok. o kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası. o nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı. o tek güzel yönü bekleyişlerimizin.
          insanlığımız özleyişlerimizle alımlı, yaşantımız özlemlerle güzel.
          özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin. bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem. bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.
          verdiğin bütün acılara dayanıyorsam, seni özlediğim içindir. beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni; seni özlediğim içindir. yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir.
          seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki

lithvaem

cehennem nedir?

lithvaem

görüyorsun ya, yanmaktan yana bir korku beslediğin cehennem, yalnızca, sevememekten doğan bir acıymış. canımın en güzel parçası, bu kâinat, seni, günahıyla azaba tutsak edildiği söylenen, Tanrın karşısında aşağılık bir varlık olarak ruhsal eziyetlere lâyık görülen âşığın kadar sevebilecek başka kimlere rastlar? asla, asla mümkün değildir. hiçkimseler, ne bir kadın, ne bir adam, dudağına kondurulmuş bir meleğin izine; karaya düşen ilk yağmur tanesi, savaşı durdurabilecek bir çocuğun birlik çığlığı, anne olmak hasretiyle tükenmiş bir kadına verilen gebelik haberi gibiymişçesine coşkun, aşkla, şefkatle susayamaz. öyleyse, günahkârından bir müjde, seina la ton; biz cehennem ateşine okyanusuz. sevmekten doğacak bir şehvet, ki sana hissettiklerimin en aşağılığıdır bu duygu, sevememekten doğan bir acıyı, her defasında mağlup edecektir. yıllar geçip gider elbet, din diri kalır, düşman hırsında boğulur, günah sessizleşir; yıllar geçip gider. günahkârın çoğalır sana
Reply

lithvaem

sevememekten doğan bir acıdır.
Reply