Onu ilk kez o kadim sakura ağacının altında, zırhsız ve korumasız gördüğümde, içimdeki o hiç susmayan silah sesleri ilk kez duruldu. Karşımda duran kadın Moniyan’ın güçlü lideri, Işık Şövalyelerinin kusursuz komutanı değildi. Sadece omuzlarındaki krallık yükünün altında ezilmiş, kayıp kardeşi Dyrroth’un acısıyla kalbi parça parça olmuş yaralı bir ruhtu. Herkes ondan parlamasını, kusursuz bir ışık olmasını bekliyor. Ama kimse o ışığı açık tutmak için içten içe nasıl yandığını, nasıl tükendiğini sormuyor. Ben onun gözlerine baktığımda, kendi karanlığımdan daha derin bir yalnızlık gördüm.
O gece kemanımın sesini duyup yanıma geldiğinde, ona ölüm getirdiğimi söyledim. Benden uzak durmalıydı; çünkü ben gölgelerin infazcısıydım, o ise sarayın kutsal ışığı. Ama o kaçmadı. Aksine, o parıltılı unvanlarının arkasına sakladığı insani acılarını döktü önüme. İlk kez biri benim acımasız maskemin ardındaki o terk edilmiş, aç yetim çocuğu gördü ve ondan korkmadı. Ben de ilk kez bir liderin, halkı için her gün kalbini nasıl feda ettiğini anladım.