Dürüst olup biraz içimi dökmek istiyorum. Uzun bir süre yazmaya ara vermek ve şimdi dönmeye çalışmak sandığımdan daha sancılı bir süreçmiş. Karakterler olsun, olay örgüsü olsun daima aklımın bir köşesindeydi, boş zamanlarda fikirleri yazıp çizmeye odaklıydım ama yine de hiçbir kitabımda yazmaya tamamıyla yoğunlaşamadım. Bu biraz karakterlerimin, özellikle Asya'nın, iç sesini unutmama sebep oldu, ne düşündüklerini ve nasıl tepki vereceklerini tahmin etmek zorunda kaldım, ki bu fazlasıyla yabancı hissettirdi çünkü önceden tahmin etmek yerine sezerdim. Onun hislerini, düşüncelerini ve duygularını onun zihninden ve kalbinden parmaklarıma geçirir, yazıya akıtırdım. Bir süredir bu türden bir bağlantı hissedememenin üzüntüsüyle yazmaya küstüm aslında. Daha önce yaşamadığım türden bir içsel çatışmaydı, onu artık duyamamak ve zihnindekileri okuyamamak yarattığım dünyaya fazlasıyla yabancı hissettirdi ve bir süre gerçekten ne yaptığımı bilmediğim konusunda kendimi sorguladım. Tam da bu yüzden süreç uzadı ve neredeyse altı ay boyunca Asya'ya layık cümleler kuramadım. Yazılan sözcükler ona ait değildi, bağrıma bastığım o karakterin benimle konuşmayı bıraktığını hissettim ve bu bir yazar için dünyanın en kötü hissi olabilir. Karakteri neredeyse beş yıldan fazladır inşa ediyorken ilk kez böylesine bir kopukluk yaşamak muhtemelen asla unutamayacağım bir deneyim oldu. Fakat uzun uğraşlar sonrası altı ayın sonunda dün ilk kez onu tekrar kazandığımı, ve an itibariyle Asya'yla daha iyi olduğumuzu yazmak istedim. Demem o ki, bazen yazmaya devam etmek için gereken motivasyon sadece yetenek değil, karakterlerin de sizinle iş birliği içinde olduğunu hissedebilmektir. Verdiğim mücadele ve içsel muhakeme iyi sonlandı ve o bağı zayıf bile olsa hissedebildim dün. Köklenmesi ve büyümesi için elimden geleni yapacağım. Bir yazar için karakterler sözcüklerden ibaret değil, bir zihin arkadaşıdır aslında. Bunu, yazarlık serüvenimde büyümeme sebep olacak çok önemli bir ders olarak görüyorum.