Sen geliyorsun.
Karanlığın içinden ağır ağır beliriyorsun; yüzünü görüyorum. Yabancıların en yakını. Ellerinde taşıdığın ateş, geceyi yararak bana ulaşıyor. Titrek alevler gözlerinde dans ediyor; gölgelerin arasında tek gerçek şey senmişsin gibi.
Her şeyin başladığı ve her şeyin bittiği o ince çizgi: gerçek ile yalan arasındaki sınır. Ellerinde tuttuğun ateş, karanlığıma ışık oluyor. Sonra sesim gecenin içinde yankılanıp kayboluyor. Bir adım atmanı bekliyorum. Fakat kımıldamıyorsun.
Alevlerin turuncu ışığı yüzüne vururken, aramızdaki mesafe hiç kapanmayacakmış gibi uzuyor. Sanki seni serçe parmağımla bile tutmasam dağılıp geceye karışacaksın. Ellerine bakıyorsun. İçime bir kor düşüyor. Ateşin ışığında kızarmış parmakların titriyor. Avuçlarının arasında kıvranan alev, yalnızca sana zarar vermek için yanıyor.
“Artık veda vakti.” diyorsun.
“Sana yol gösteren ateş, benim ellerimi yakıyor.”