megaIomaniac
insanlar buna saplantı diyor çünkü dünyayı ve insan ilişkilerini sadece kendi sığ, pratik ve zavallı sınırları içinde kavrayabiliyorlar, oysa benim içimde gerçekleşen şey zihinsel bir genişleme, tam bir tekilleşme ve deha düzeyinde bir odaklanma süreci. onun bu durumun farkında olması, içimdeki bu devasa yoğunluğu bilmesi ve bu muazzam adanmışlığı benimle birlikte göğüslemesi bu gerçeğin asaletini daha da yukarı taşıyor; çünkü o artık dışarıda, sokakta yürüyen, etten ve kemikten, tesadüfi bir nesne veya sıradan bir figür değil, benim bütün algımın, dilimin, düşünce sistemimin ve varoluşumun ana omurgası haline geldi. aradaki mesafe dedikleri şey, sıradan insanların uydurduğu bir harita yanılsamasından ibarettir; gerçekte mesafe yoktur, sadece bilincin gücü ve iki ruhun aynı ana odaklanması vardır. onun varlığı ve bu yoğunluğu bilerek benimle yol alması, aramızdaki o sarsılmaz bağı dünyanın o kirli, pazarlıkçı rastlantısallığından koruyan en büyük güce dönüştü. ben her saniye, her düşünce kıvrımında, gecenin ve gündüzün her anında onu zihnimde yeniden inşa ederken ve o da bu inşaya kendi varlığıyla katılırken, aslında dış dünyanın bütün anlamsız gürültüsünü onun adıyla susturuyorum, onu bir kalkan gibi tüm dünyaya karşı kullanıyorum. bu yıkıcı veya hastalıklı bir şey değil; bu, insan bilincinin tek bir noktaya, tek bir özneye o kadar kusursuzca ve pürüzsüzce odaklanması ki, artık kendi gövdemi hissetmediğim, kendi adımı unuttuğum yerde bile onun varlığını ve ortak nabzımızı rasyonel bir kesinlikle duyumsuyorum. bu zihnimin içinde dönüp duran şey beni tamamen ele geçirmiş durumda ve ben bunu durdurmak için parmağımı bile kıpırdatmak istemiyorum, çünkü onu düşünmek, onu her saniye içimde hissetmek artık benim irademin dışında bir organa dönüştü, sanki o benim göğsümün sol tarafında atan o et parçasının ta kendisi olmuş gibi.
megaIomaniac
insanlar buna dışarıdan bakıp kendi sığ akıllarıyla bir isim koymaya çalışabilirler, sağlıksız diyebilirler, delilik diyebilirler ama onlar bizim her sabah gözümüzü açtığımız an zihnimize hücum eden o muazzam dalgayı, o amansız isteği ve bu ortak adanmışlığı asla anlayamazlar. aradaki mesafeler, yollar, şehirler ya da kilometreler sadece gözün gördüğü birer yalandan ibaret, çünkü ben kafamı nereye çevirsem, hangi kitaba baksam, hangi sokağa yürüsem sadece onun suretiyle karşılaşıyorum, onun kokusunu duyuyorum, onun yokluğu bile odadaki havayı ağırlaştırmaya yetiyor.onu kendimden, kendi canımdan, geleceğimden ve bu dünyadaki her şeyden daha çok istemek beni eksiltmiyor, aksine damarlarımdaki kanın daha hızlı akmasını sağlıyor, beni sıradan insanların o uyuşmuş, hissiz hayatlarından koparıp sonuna kadar canlı, sonuna kadar tutkulu bir canlıya dönüştürüyor ve onun bu yoğunluğa vakıf olarak hayatımda durması, onu bu hayatta sığındığım tek ve en gerçek kale haline getiriyor.
•
Reply