Sevgili Okurlarım, spoi olabilir eğer 7.bölümü okumadıysanız 7.bölümü okuduktan sonra buraya gelin.
Görüyorum ki Demir’e olan öfkeniz artık taşmış durumda. "Korkusu, travması ona bu hakkı vermez," dediğinizi duyuyorum ve size sonuna kadar hak veriyorum. Ama Demir'i sadece "kendini düşünen bencil biri" olarak görmenizi de istemem. Çünkü Demir aslında en çok Ilgaz’ı düşünüyor, sadece bunu en yanlış yolla yapıyor.
Demir, Ilgaz'a o ağır sözleri söylerken aslında kendine şu cümleyi kuruyor: "Benim hayatım bir enkaz, Ilgaz ise bembeyaz. Eğer onun elini tutarsam, onu da kendi karanlığıma çekerim." Yani Demir bencil olduğu için değil, aksine kendini Ilgaz'a layık görmediği için onu itiyor. Ilgaz ona "iki bisküviyle kanka olmayalım" dediğinde, Demir sadece reddedilmedi; Ilgaz'ın o güçlü ışığının kendi karanlığını yok etmesinden korktu. Demir, Ilgaz'ın tertemiz dünyasını kendi siyahıyla kirletmekten korkuyor. O ağır sözler, Ilgaz’ın ondan nefret edip uzaklaşması ve böylece "kurtulması" için söylendi.
Demir, sevmeyi bir "yıkım" olarak tanıyor. Kardeşini sevdi ve kaybetti. Abisini de sevdi ve kaybetti. Şimdi Ilgaz'ı severse, onun da başına bir şey gelmesinden, onu da koruyamamaktan ölesiye korkuyor. Demir aslında Ilgaz'ı kendinden koruyor. Onu itiyor ki, Ilgaz onun yanındaki o tehlikeli ve acılı hayata bulaşmasın.
Evet, yöntemi çok acımasız. Ama Demir bencil biri olsaydı, Ilgaz'ı düşünmeden hayatına alır ve onu kendi dertleriyle boğardı. Demir ise yalnız kalmayı, nefret edilmeyi ama Ilgaz’ın güvende kalmasını seçti.
Şu an ondan nefret etmeniz çok normal, çünkü yaptığı şey çok ağır. Ama yakında, Demir’in bu "koruma içgüdüsünün" nasıl bir aşka dönüşeceğini, Ilgaz’ın o duvarları yıkıp Demir’e "Karanlığından korkmuyorum" dediği anı göreceksiniz.
Lütfen sabredin; Demir’in bencilce kaçmadığını, aksine Ilgaz için kendi kalbini nasıl susturduğunu gördüğünüzde ona olan bakışınız değişecek.
Sizi çok seviyorum, iyi ki bu yolculukta yanımdasınız!