Acıdan korkmadım hiçbi' zaman. Ne saklandım ne de kaçtım. Sadece durdum öyle, baktım etrafımı çevreleyen yıkıma. Babam'ı kaybederken bile, durdum. Ne saklandım, ne de kayboldum bu şehirde. İçimde kaçtım, içimde saklandım, içimde kayboldum... Üzerimde yünlü kazağı, bacağımı örten gömleği, yanı başımda duran defteri... Burnuma dokunduruyorum kazağını, avuçlarımda hissediyorum kokusunu. Defterinde geziyor parmaklarım, kazıdığı baş harfine ilişiyor gözlerim. Nar çiçeğin seni özledi be baba. Bana hep böyle seslenirdin 'nar çiçeği' diye. Bu tasvîri sevmezdim pek, fakat insan büyüyünce anlıyor. Güzel değil mi ama? Terk etmek istedim evi, şehri... Sen yoksun ya, bana koydu. Şimdi sadece durgunum, sessiz ve bi' o kadar eksik. Özlemek yaramıyor inan ki, hâlâ gözlerim arıyor seni, sesini. Bana masal anlatabilir misin baba? Ben masal bilmiyorum, hiç de anlatmadın. Belki hafifler bu acı, unuturum hislerimi. Belki ellerimiz orada buluşur, şimdikinin aksîne... Biliyor musun baba? Bana hiç sarılmadın. Sarılırız belki orada, hm ne dersin? Sarılalım baba, n'olursun. Kaybolmaya ihtiyacım var. İzin ver, ellerim avuçlarındayken sen de kaybolayım. İzin ver, sana sarılırken koynuna saklanayım. İzin ver, sadece hissedeyim. Varlığına ihtiyacım var, n'olursun izin ver...